İşçi Mezarlığı Türkiye – Koray Kurt

23.08.2025
163
Okuma Süresi: 5 dakika
A+
A-

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Son Aylarda Türkiye’de ki İş Cinayetleri

Geçmiş aylarda ITUC’un verilerine göre Türkiye, sendikal hak ihlallerinde 142 ülke içerisinden 9. sıraya yerleşti. Gelin, Türkiye’nin bu sıraya yerleşmesinin sebeplerini birlikte inceleyelim. Öncelikle nelerin sendikal hak ihlali olduğunu bilmemiz gerek. İşçilerin grev hakkının çoğunlukla “milli güvenlik” bahanesiyle yasaklanması, sendikalaşan işçilerin işten atılması ve denetim kurumlarının buna sessiz kalması, bakanlığın sendikalar arasında taraflı davranması, sendika başkanlarının aylarca hapis yatması gibi uygulamalar sendikal hak ihlalidir. Bu durumların sıklıkla yaşanması, Türkiye’nin listedeki ilk 10 ülke arasına girmesine ve ITUC’un kırmızı listesine dâhil edilmesine yol açmıştır.

Sadece bununla da kalmıyor tabii; işçi cinayetlerinin korkunç boyutlara ulaştığı Türkiye’de, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 08.07.2025 tarihinde açıkladığı verilere göre, haziran ayında öğrenilebilen en az 164 işçi, 2025 yılının ilk altı ayında ise 961 işçi iş cinayetlerinin kurbanı olmuştur. 2025’in Temmuz ayı ise iş cinayetleri bakımından resmen yeni rekorlara imza attı. Bu ay, 204 işçimizi daha iş cinayetlerine kurban verdik.

Ama bu ay, diğer iş cinayetlerine kıyasla son yıllarda yaşanan en cani cinayetlerden birine şahit olduk. Eyüp Can Güner, Mersin Anamur’da yaşayan Diyarbakırlı bir ailenin 12 yaşındaki çocuğuydu. Çalıştığı dönercide “yavaş çalışıyorsun” bahanesiyle çıkan tartışmada, katil Necmettin U. tarafından önce bıçaklanmış, sonra da sokakta kovalanıp yüksekten düşerek canice öldürülmüştür.

Peki, bunları neden iş kazası olarak değil de iş cinayeti olarak adlandırıyoruz? Kapitalist üretim ilişkileri içinde işçinin canı ve sağlığı, patronun kâr hırsına feda edilmektedir. İşverenler, maliyeti azaltmak için iş güvenliği önlemlerini ya hiç almaz ya da asgari düzeyde alır. Bu nedenle yaşanan ölümler, sermayenin ihmali sonucu meydana gelir ve bu yüzden buna “kaza” değil, “cinayet” demek gerekir.

Haziran ayındaki iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin 4’ü çocuk, 15’i kadın, 5’i ise göçmen işçiydi. Bu cinayetler, çoğunlukla iş güvencesiz çalışmanın en yüksek olduğu sektörler olan inşaat, tarım, taşımacılık ve belediye işlerinde meydana geldi. Haziran ayında hayatını kaybeden işçilerin sadece 3’ü (%1,82) sendikalıydı; geri kalan 161’i (%98,18) sendikasızdı. Sendikalı işçiler, belediye/genel işler alanında çalışmaktaydılar.

İş cinayetlerinin trajik kısmı yalnızca ölüm değil; işçilerin bu cinayetlere nasıl kurban gittiğidir. Gelin, işçilerin nasıl hayatını kaybettiğini inceleyelim: Haziran ayında trafik ve servis kazalarında ölen işçilerin oranı %20, ezilerek ölenlerin oranı %19, yüksekten düşerek hayatını kaybedenlerin oranı ise %17’dir.

Temmuz ayında ise değişen bir durum olmamakla birlikte, ülkemizin dört bir yanında başlayan elim yangınlarda, o yangını söndürmeye çalışan yangın işçilerimizden 12’si, yeterli tedbir alınmamasının kurbanı oldu. Emekli olmasına rağmen kötü yaşam koşulları nedeniyle çalışmak zorunda kalan 75 yaşındaki Zeki Aldemir, 71 yaşındaki Selami Şimşek, 67 yaşındaki Abdullah Çolak, 66 yaşındaki Latif Usta ve ismini hatta yaşını dahi bilmediğimiz birçok emekçi, bu emek sömürü düzeninin kurbanı olarak hayatını kaybetmiştir.

İki gazete dışında —ki buna muhalif basın da dâhildir— bu ölümleri haberleştiren dahi olmamıştır. Basın, işçinin yanında değil; tam karşısındadır. Bakanlık, basın ve yandaş sendikalar, bu ölümlere göz yummaya devam ederek Türkiye’yi işçiler için tam anlamıyla bir cehenneme çevirmektedir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.