Akvaryum – Kemal DEĞİRMEN

Bazı günler, her insan muhakkak bir yerlerde geri kaldığına inanır. Bir şeyleri düşündüğünde, yapmak istediğinde, hatta ona sahip olmak istediğinde. Çünkü insan çok büyütür kendini. İnsanın tercihleri yaşadığı gibi düşünmek olur, çoğu zaman. En kolayıdır insanın kendinden kaçması, kendine yalan söylemesi ve olduğu kişiden uzaklaşması.
İşte, toplumu oluşturan insan da kendinden kaçan, olduğundan uzaklaşan ve kendi kandıran insandır. E sonra uzaklaşır tabi insan toplumdan ve birbirinden. Zaten en başta var olduğu kişiye uzaktır, toplumun içinde var olan insan. Bu devirde, yani modern diye bahsettiğimiz kapitalist devirde iyice uzaktır. Birçok imkânı var gibi görünse de şu an insanlığın, bu imkanların ulaşılabilirliği çoğumuz tarafından düşünülmüyor. Ben “akvaryumda balık” olmaya benzetiyorum kapitalist toplumda insan olmayı. Bir akvaryum var ve biz de içindeyiz. Sadece akvaryumun sahibi yem attığında bir araya geliyoruz. Bazen cama çarpıyoruz, bu bizim yolumuzdaki engeller oluyor. Bazen çiftleşiyoruz, bazen de karnımızı doyuruyoruz. Ama doğal alanımızda değiliz ve bunu sadece yaşadığımız, karnımızı doyurduğumuz bir ortama tercih ediyoruz.
Bazı dayandırabileceğimiz konular da var bunu; bencillik gibi. İçgüdüsel olarak insanın içinde bencillik olduğuna inanıyorum ben de. Ama bu bencillik bizi birbirimize yakınlaştıracak, bir araya getirecek şeylere düşman bir bencillik değil, buna da inanıyorum. En yakınlarımızdan bile bazı zamanlarda görüp, işittiğimiz davranışlar, sözler oluyor. ‘’Sen kendine bak, devir bunun devri, başkalarını boşver.’’ Asıl bu düşünce ve fikirler insanı bir hiçe çeviriyor. O akvaryuma sıkıştırıyor ve hedefi sadece daha büyük akvaryumda daha tok yaşamak yapıyor. Hiç doğal alanımıza dönmeyi düşündürtmüyor.
Artık farkına varmalıyız ki, biz balık değiliz. Düşünebiliyoruz, birbirimize muhtaç olabiliyoruz ve bir araya geldiğimizde, beraber o akvaryumdan kurtulup kendi yaşam alanımıza dönebileceğiz.