Türkiye’nin Yangın Krizi ve Özelleştirmenin Bedeli-Eftelya Ç.
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246
Yetkililerin yangınlarla ilgili yaptığı son açıklamalar, Türkiye’nin sırtındaki kamburluğun sebeplerinden birini bir kez daha gün yüzüne çıkardı: özelleştirmelerin ihaneti. Yetkililerin ifadelerine göre, İzmir’deki yangınların birçoğu elektrik hatlarından kaynaklanan kıvılcımlar nedeniyle başlamış. Bu durum, yalnızca bir teknik arıza meselesi değil aynı zamanda yıllardır süren özelleştirme politikalarının, devletin yetersiz müdahalelerinin ve etkili eylem planlarının eksikliğinin bir sonucu olduğu bilinmelidir.
Ülkemizdeki yangınların, yaz aylarının kurak ve sıcak geçtiği bir dönemde patlak verdiğini ve iklim değişikliğinin etkisiyle birlikte, Akdeniz kıyıları ve Ege Bölgesi artan sıcaklıklarla daha uzun ve tehlikeli yangın sezonları yaşanmakta. Ancak mevsimsel faktörlerin yanı sıra, yangınların çıkış sebeplerinde insan eli de büyük bir rol oynamaktadır. Yetkililerin yaptığı açıklamalar ve sunduğu verilerle yangınların bir kısmının kasıtlı olarak çıkarıldığını, bir kısmının ise ihmal veya dikkatsizlikten kaynaklandığını görüyoruz. Örneğin, şu anki yangınların bazılarının çıkış sebeplerinden biri olan elektrik hatlarından çıkan kıvılcımlar yangınlara zemin hazırlayabiliyor. Bu durum, insan kaynaklı bir ihmalin ürünü olarak değerlendirilebilir.
Diyelim ki yangınların birçoğu elektrik hatlarından kaynaklanıyor. Bu, yalnızca bir teknik arıza meselesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin enerji sektöründeki özelleştirme politikalarının bir sonucu. Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesiyle birlikte bakım ve onarım süreçleri büyük ölçüde ihmal edilmiştir. Devletin bu şirketleri denetlemedeki yetersizliği, altyapının zamanla eskimesine ve yangın riskinin artmasına neden oluyor. Özelleştirmeler, kâr odaklı bir yaklaşımı beraberinde getirdi ve halkın güvenliği bu süreçte ikinci planda kaldı. Özelleştirme sonrası dönemde, elektrik hatlarının yenilenmesi, düzenli bakımı ve yangın riskine karşı önlemlerin yeterince önemsenmediğini bir kez daha çaresizlik içinde fark ettik.
Ciğerlerimizi yakıp kül eden bu yangınlar sırasında devletin de müdahalesi, hem zamanlama hem de etkili kaynak kullanımı açısından yetersiz kaldı. Uçakların gecikmeli gelmesi, yeterli yangın söndürme uçağının olmaması, yangınların yayılmasını engellemede önemli bir dezavantajdır. Ayrıca yangın söndürme ekiplerinin sayısı ve donanımı, böylesine büyük bir felaketle mücadele etmek için yeterli değildir. Devlet, yangınlara karşı etkili bir eylem planı geliştirememiş ve bu planı uygulamada başarısız olmuştur. Bu durum, yalnızca İzmir’le sınırlı değil, Türkiye’nin genelinde doğal afetlere karşı hazırlık eksikliği olduğunu gözlemliyoruz.
Her felakette olduğu gibi İzmir’deki yangınlarda da halk çaresiz bırakıldı. Evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce insan, yeterli destek ve barınma imkânı bulamadı. Yangınların yayılma hızı, halkın tahliye süreçlerini zorlaştırdı ve birçok kişi kendi imkânlarıyla güvenli bölgelere ulaşmak zorunda kaldı. Bu durum, devletin afet yönetimi konusunda halka güven veremediğini ve kriz anlarında etkili bir koordinasyon sağlayamadığını gösteriyor. Halk, her defasında kendi kaderine terk ediliyor ve bu sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor.
Bu sorunların çözümü, mevcut iktidarın ajandasında hiçbir zaman olmayacaktır. Onlara şunu şunu yapın gibi şeyler yazarak ne kalemimizi zor durumda bırakalım ne de devrimciliğimizi aşındıralım. Biz Türkiye’de artık sosyalist bir iktidarın hayat bulmasını hedefleyerek yapılabilecekleri ifade edelim. Sosyalist bir Türkiye’de, devlet yeniden aktif bir rol üstlenmeli ve halkın güvenliğini ön planda tutan politikalar geliştirmelidir. İlk olarak enerji dağıtım şirketleri yeniden kamulaştırılmalı ve altyapının bakımı, onarımı ve yenilenmesi devlet tarafından düzenli bir şekilde yapılmalı. Yangınlara karşı etkili bir eylem planı, yalnızca yangın söndürme ekiplerinin sayısını artırmakla değil; aynı zamanda erken uyarı sistemleri, yangın önleme çalışmaları ve halkın eğitimiyle de desteklenmelidir.
Ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele, sosyalist bir yaklaşımın önemli bir parçası olmalıdır. Ormanların korunması, yeniden ağaçlandırılması ve yangın riskini azaltacak altyapı yatırımları, devletin öncelikli görevleri arasında yer almalıdır. Halk, afet anlarında desteklenecek bir sistemin parçası olmalı ve kriz yönetiminde aktif rol oynayabilmelidir. Bu, yalnızca yangınlarla mücadelede değil aynı zamanda diğer doğal afetlerde de etkili olacaktır. Türkiye’nin afet yönetimi ve enerji politikaları konusunda yeniden düşünmesi gerektiği ve sosyal hukuk devleti anlayışından uzak olan bu iktidarla bağını koparmalıdır. Unutmamalıyız ki; doğa affetmez, doğa beklemez!