“Yazıyor, Yazıyor, Yazıyor”: Gençlik Yayın Faaliyetlerinin Rolü ve İşlevi Üzerine – Kaan EROĞUZ
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Bizim kuşağımız denk gelmedi ancak eski filmlerde veya büyüklerimizin aktarımlarında mutlaka denk geldiğimiz bir tiplemedir; elindeki balya kağıtlarla gazete satan çocuk imgesi. Hani şu sokakları arşınlayıp “Yazıyor, yazıyor, yazıyor” diye günün ilginç haber ve olaylarını yoldan geçenlere haber vermeye çalışan çocuktan bahsediyorum. Durum bildirimini aktarmaya çalışan, “yazıyoor” diye bağırdıkça çevresindeki meraklı gözleri üzerinde toplamaya çalışan bir çocuktur gazete satıcısı. Şimdilerde hiç görmeyiz, bayilerden dahi gazete alıp okuyanların sayısının azaldığı bir dönemde silikleşip nostaljik bir figüre dönmüştür o çocuk.
Günümüzde üniversite gençliği çevresinde gelişen yayın faaliyetlerindeki artışı gördükçe aklıma hep o geçmişimizde kalmış gazete satan çocukların “yazıyor, yazıyor, yazıyoor” nidaları geliyor. Fikir ve entelektüel yaşamımızın sol-liberal bilgiçlere kaldığı ve onların yazdıklarının “başuçlarına” yerleştiği bir ülkede elbette ki gençlerin AB ve NATO iltisaklı çevrelerden fonlanmadan çıkardığı dergi ve yayınların başlı başına varlığını dahi çok kıymetli buluyorum. Değerlidir ve öğreticidir. Derginin içeriğini aşan, o derginin mali yapısının kurulması, dağıtım organizasyonunun gerçekleştirilmesi, içeriklerinin tartışılması ve somut olgularla tekrar ve tekrar sınanması kollektif aklı çalıştıran ve buna uygun görev dağılımını gerçekleştiren yayın faaliyetleri için başlı başına bir okul özelliği taşır. Ancak, yayın faaliyeti sadece bununla da sınırlandırılamaz. Ortaya konan yazı dosyalarının bugünün Türkiye’si ve dünyasına, içinde yaşadığımız topluma ve insanlığa dokunan bir içeriği ve “müdahalesi” yoksa ana-akım “edebiyat” dergilerinin “kafa”larından ve çorak arazilerdeki “ot”lanmalarından daha ileriye gidemeyiz. Çürümeye karşı edebiyatla, sanatla ve kültürle direnmeyi politik bir hatta oturtmak, içinde yaşadığın toplumun sorunlarını dert etmeyi ve onları çözmeyi kendine görev bilmek toplumcu yayıncılığın kalkış noktasıdır. Çünkü “ben” değil “biz” merkezli düşünen her yayın faaliyeti “anlamanın ve anlatmanın yetmediğini verili olanı değiştirmenin de gerektiğini” 11. Tezden bu yana kendine rehber edinmiştir.
Okumuş Her Gencin Emekçi Halka Karşı Sorumluluğu Vardır
1968 gençliğinin İTÜ’lü önderlerinden Harun Karadeniz’in “Eğitim Üretin İçindir” kitabı bizim “başucumuzdadır”. 68 Kuşağı’nın en önemli temsilcilerinden Harun Karadeniz’in yazdıkları, yaşamıyla büyük uyum içindedir. Kendi egosunu okşamak için değil teorisini pratikle birleştirmek, yazdıklarını hayatına tatbik edebilmek için genç yaşında önemli metinler kaleme halan Harun, köylü yoksul bir aileden çıkıp ülkenin en önemli üniversitelerinden birini kazanmıştır. İçinden geldiği emekçi halkın talep ve çıkarlarını savunmak onun için asli görev olmuştur. Yaptığı her çalışma ve yazdığı her metin örgütlü ve “biz” merkezli çalışmalara kaynaklık etmiştir. Onun için dergilerde yazılar yazmak, kitap çıkarmak tek başına bir amaç ve hedef değil, ayaklarını bastığı ülkenin bağımsızlığı ve kendisinin yetişmesine katkı sağlayan emekçi halka karşı sorumluluğunun bir aracı olmuştur. Dolayısıyla, yayın faaliyeti örgütlü mücadelenin önemli araçlarından yalnızca biridir, tek başına kendisi değil, hele doğrudan amacı hiç değil.
Bugün gençlik alanında çeşitli yayın faaliyetleri, oldukça özverili ve yurtsever çizgilerde dergiler çıkarıyorsa da bu yayınların ekseriyetinde yayın faaliyetinin kendisi amaç haline gelmiş gözükmektedir. Buralarda yazan genç arkadaşlar toplumsal bir kaygı ve bu kaygının teşvik ettiği örgütlü bir müdahale amacı gütmeden bireysel bilgi ve birikimlerini aktarma ve bir anlamda “yazıyor, yazıyor, yazıyor” nidalarıyla sokaktaki insanların dikkatini çekmeye çalışan gazeteci çocuk imgesine benzer bir faaliyet yürütmektedir. Yayın faaliyetini politik bir hatta dökemeyen, bu hattı örgütlü bir müdahale aracına çevirme amacı taşımayan, çevresinde biriken enerjiyi yazmanın kendisini amaçsallaştırarak ortaya koyan yayınların dergi sayfalarına taşıdığı iddialı sözlerinin pratikte karşılıkları da kalmamakta, böylelikle dergi sayfaları gençliğin birikimini ve öfkesini soğuran, onu adeta içini dökerek yatıştıran ama asla örgütlü bir değişim mücadelesinin içerisine sokmayan steril bir alana hapsetmektedir.
Sosyalist Kültür, kurulduğu günden bu yana asla yayın faaliyetini tek başına asli bir amaç olarak önüne koymamıştır. Epstein dosyalarında daha da ayyuka çıkan kapitalist düzenin tüm pisliğine ve onun ülkemize yansımalarına karşı bir direnç oluşturmak; bireyci, çıkarcı, uyuşturucudan pedofiliye tüm yozlaşmışlığa karşı insanlık mücadelesini sürdürebilmek, bunun kültürünü ve anlayışını oluşturmak ve en temel itibariyle “anlamakla yetinmeyip değiştirmeye çalışmak” bizlerin pusulasıdır.Bugün, ülkemiz ve dünya, anlamakla yetinmeyip mevcudu değiştirmeye çalışmamız gerektiğini gösteren süreçlerden geçmektedir. Sosyalist Kültür, önümüzdeki süreçte “aydınlanmadan, bağımsızlıktan, emekten yana başka bir kültür” iddiasını daha da kurumsallaştıracağı hedefleri önüne koymuş bulunmaktadır. Tarihin bizleri sadece “yazıyor” diye değil; “yazıyor, yapıyor, kuruyor” diye anması için…