Kemalizm ve “Aşamacılık” Tartışmaları Üzerine: Kemalist Yön’deki Dostlara

19.10.2025
1.613
Okuma Süresi: 19 dakika
A+
A-
Kemalizm ve “Aşamacılık” Tartışmaları Üzerine: Kemalist Yön’deki Dostlara

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Son dönemde başta üniversite gençliği olmak üzere büyük ölçüde ülkenin genç kuşakları tarafından başlatılıp yürütülen yayın faaliyetleri hepimizi mutlu etmekte, özellikle, ilerici siyasetlerin entelektüel ve pratik alanda gelişimini sağlamaya dönük tartışmaların ülke gençliği tarafından ilgiyle karşılanması Sosyalist Kültür olarak umudumuzu ve çalışma enerjimizi artırmaktadır.

Sosyalist Kültür’ü kurduğumuz günden itibaren, gençliğe empoze edilmeye çalışılan bireyci, egoizme ve kibre dayanan “en iyi ve sadece ben bilirim” tavrını mahkûm eden bir anlayışın peşinde olduk. Sistemin sürekli rekabet etmeye dayanan, arkadaşının sırtına basarak bir yerlere gelinebileceğini öğütleyen, tipik bir Oblomovculukla okuyup yazdıklarımızı fil dişi kulelerimizde yankı odalarına sıkıştıran liberal propagandaya karşı birlikte üretip birlikte paylaşan, bireysel kültüralizmi değil kamusal üretimi merkeze alan bir anlayışı yaygınlaştırmaya çalıştık. Sosyalist Kültür, “önce kampüste sonra memlekette yeni bir kültür” anlayışını, bu temel düsturlar üzerine inşa etti ve ilk günden bugüne de bu ilkeler çerçevesinde üretimini sürdürdü, sürdürüyor, sürdürecek…

Böyle bir motivasyonla yola çıkmış yayın çevresi olarak, muhataplarımızı da bu ilkelerin gereği doğrultusunda seçmeye, özellikle sosyal medyada büyük ölçüde anonim hesaplar üzerinden yürütülen kibre dayalı, toplumsal mücadeleye en ufak bir katkı kaygısı taşımadan, bilimsel bir anlayış ve nezaketten yoksun kavgaların tarafı olmadan yürütmeye çalıştık. Dolayısıyla, bu yazıya konusunu veren tartışmanın taraflarını seçerken de dikkate değer yayınları ve yazarları muhatap almaya özen göstereceğim. Meşruiyetini Trump’tan alan karşı devrim güçlerinin bu denli ülkemizi kuşattığı ve Cumhuriyet Devrimi birikimini hedef aldığı günlerde, ortak anlayış ve kültürün olgunlaşmasına ve Cumhuriyetçi-devrimci bir bariyerin gençlik yayın cephesinde örülmesine katkıda bulunması anlamında bu tartışmayı önemli ve gerekli görüyoruz. Bu sebepledir ki amacımız, bireysel egoizmi besleyen kısır bir atışmayı körüklemek değil, birlikte yeniden düşünmeyi sağlamak ve ortak doğruya ulaşma anlamında yapıcı tartışma zemininin oluşmasına katkı sunmak anlamına geldiği bilinmelidir.

Benim de kuruluşunda yer aldığım ve beş yıl boyunca üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunduğum Kemalist Yön Hareketi’nin üç aylık yayını Kemalist Yön Dergisi, dost olarak gördüğümüz bireysel arkadaşlık ilişkilerimizin halen devam ettiği, ortaya koydukları çalışmalarda samimiyetlerine kefil olabileceğimiz yayınların başında gelmektedir. İdeolojik eksen ve yorum farklılıkları taşımamızla beraber arkadaşlarımız yıllardır süregelen önemli bir yayın faaliyeti gerçekleştirmektedir. Bu bakımdan geçtiğimiz günlerde 10. Sayılarını yayınladıkları dergiyi dikkatle incelemeye çalıştım. Sosyalist Kültür Dergimize de atıfta bulunan “Yeni Türkiye’de Kemalizm ve Kemalist Gençlik Örgütlenmeleri” başlıklı Dr. Lemi Atalay imzalı yazı özellikle dikkatimi çekti. Belirli ölçüde, bu yazıma başlığını veren Kemalizm algılamaları ve “aşamacılık” tartışmalarına da değinen yazıda kullanılan argümanların eleştirisini söz konusu gündeme derinlik kazandırması açısından önemli, dahası gerekli görüyorum. Yazıyı çok teorik ve okunmasını zor kılmamak için alıntılarla ilerlemeye çalışacağım.

“Özgücülük” Fetişizmi Kemalizmi Donuklaştırır

Lemi arkadaşım yazısında “1930’ların ve 1960’ların ezberleriyle değil günümüzün ihtiyaçları ve gereklilikleri” çerçevesinde Kemalizmin yorumlanması gerektiğini ifade ederken doğru bir tespitte bulunuyor ancak bu tespiti yazsının bütününe baktığımızda birkaç önemli yorumuyla tezat içine düşüyor. Lemi arkadaş derginin 14. Sayfasında sağ ve sol Kemalizm yorumlarının bulunduğunu, bu yorumların Kemalizmin pragmatik ve esnek “ideolojik” yapısı nedeniyle olağan olduğunu, bu iki yorum etrafında kümelenen Kemalistlerin birbirleriyle kavga etmemeleri gerektiğini vurguladıktan sonra şöyle söylüyor:

“…Kemalizmi yeniden yorumlama çabalarının, yine Kemalizmi geliştirmeyi esas amaç edinecek şekilde yapıldığına özen gösterilmesi, burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta olarak belirmektedir. Kemalizmi araç olarak görüp Kemalizmden liberalizm, sosyalizm, faşizm ya da daha farklı ideolojilere ulaşmayı düşünen girişimleri, bu bağlamda değerlendirmek mümkün gözükmemektedir. Çünkü Kemalizm Anadolu topraklarından doğmuş, kendine has bir ideoloji olduğu için yabancı ideolojilerden esinlenen ve ısmarlama çözümler getiren yaklaşımlar, Kemalizme sonuç itibariyle bir katkı sunmayacaktır.

Bu yorumda baskın olarak karşımıza çıkan ilk fikir, Türkiye’nin ve Türkiye’deki Kemalist Devrim atılımının dünyadan ve o günün dünyasının toplumsal mücadelelerinden yalıtık, Anadolu coğrafyasıyla sınırlı ve dünyadaki hiçbir devrimci atılıma benzemeyen bir “atipik örnek” olarak ortaya çıktığıdır. Bunun gerçekten bilimsel bir temeli olabilir mi? Öyle görülmektedir ki Türkiye’yi bu denli dünyadan yalıtık değerlendiren, kendisine “özgü” özellikleri ve geçmişi olduğunu vurgulayan siyasal İslam anlatılarıyla bu tür sekter Kemalizm yorumları aynı kalkış noktasından hareket etmektedir. Namık Kemal’in övgüyle anarak “İhtilal-i Kebir” dediği, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli kurtuluş mücadelesi sırasında kutlama mesajları yayınladığı ve “Fransız Devriminin açtığı yoldan yürüyoruz” beyanatları ortadayken, yine başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Cumhuriyetin kurucu kadroları Cumhuriyet ve cumhuriyetçilik fikirlerinin kaynaklarını kurtuluş mücadelesinin ateş çemberinde okuyup yorumlarken “yabancı ideolojilerden esinlenmedikleri” iddia edilebilir mi? Altı Ok’ta yer alan ideolojilerin kökeninin hiçbiri Anadolu’dan çıkmamıştır. Atatürk bu ideolojileri yabancı ideolojiler diyerek tekfir mi etmiştir? Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında kurtuluştan sonra uygulamak istediği sistemi tarif ederken devlet sosyalizmi demiştir. Atatürk, kurtuluş savaşı sonrası düşündüğü uygulamayı böyle tarif ederken ısmarlama çözüm mü getirmiş olmaktadır? Mahmut Esat Bozkurt’a Sosyalizm ve Sosyal Mücadeleler Tarihi kitabını çevirtme talimatı verip MEB Yayınlarından bastırılmasını istediğinde gelecek nesillere “ısmarlama çözüm kılavuzları” mı bırakmak istemiştir? Kemalizme canları pahasına en önemli katkıları sunan Uğur Mumcu, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve daha nice aydınımız Kemalizmi sosyalizmle buluşturmaya çalıştıkları için Kemalizme katkıları yok mu sayılmalıdır? Öyleyse Kemalizme Lemi arkadaş ve onun gibi düşünen arkadaşlar dışında kim katkı sunmuştur veya sunmaktadır?

Bu sorular Kurucu İktidar döneminde bilinen uygulama örnekleri üzerinden uzattıkça uzatılabilir. Ancak esası, Kemalist Devrimin insanlık tarihi birikiminden beslendiği kaynaklarla arasındaki bağa ve onun olgunlaştığı dönemdeki uluslararası konjonktürle etkilenme biçimlerine gölge düşürmek olduğu anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları dünyanın Türkiye’sinde, 1789 ve 1917 Devrimlerinden ilham ve enerji alan anti-emperyalist ve özü itibariyle anti-kapitalist bir devrimin peşinde olmuşlardır. Bu niyetlerini gerek demeçlerinde gerekse de pratiklerinde tüm iç ve dış zorluklara karşı uygulamaya çalışmışlardır. Cumhuriyetin günümüzde geldiği durum esas itibariyle bu mücadelenin ve Kemalist Derimin bu özünün yıpratılmış ve yok sayılmış olmasında yatmaktadır.

Bu konuda temel bakışımız, “Kemalizmi Anadolu’ya has bir özgücülükle” ele almak değil, Kemalist Devrimi besleyen ve olgunlaştıran uluslararası ve ulusal kaynakları doğru bir şekilde saptayıp Mustafa Kemal Paşa’nın bu kaynakları Türkiye’nin koşulları ve tarihsel birikimi çerçevesinde süzerek bir Türkiye özgünlüğüne kavuşturduğunu tespit etmektir. Bu bakımdan Sosyalist Kültür, dünyanın Türkiye’sinde yeşerecek sosyalist bir cumhuriyetin ve kültürün ayrılmaz parçalarından biri olarak Kemalist Devrim mirasını görmekte ve gururla sahiplenmektedir. Tarihsel materyalist ve diyalektik yaklaşımın gereği de budur. Tikel ve tümeli, dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşanan olay ve olgular arasındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinden bilimin genel kategorizasyonunu bilim insanları ancak bu şekilde tespit edebilmektedir.

Lemi arkadaşın yazısında, özgücülük fetişizminden kaynaklanan bir diğer yorumu; Kemalist Devrimi sürekli yasal zeminde tutmaya çalışan, dolayısıyla onun devrimci ve ihtilalci özünü soğuran bir yorumu benimsemiş olmasıdır. Esasında bu yorum, yazısının belirli yerlerinde eleştirdiği “Evren veya 12 Eylül Atatürkçülüğünün” makbul saydığı ve İnkılap tarihi derslerine yedirdiği bir ezberden türemektedir. Kemalizmin liberal anlatının çizdiği “cici demokrasi” sınırları içerisinde kaldığını da ispat etmeye çalışan argümanlara da örnek gösterilebilecek bir şekilde Lemi arkadaş şöyle yazmaktadır:

“… Atatürk’ün hiçbir zaman sokak mücadelesi vermediği de bir başka gerçekliktir. Kendisi hiçbir zaman yasal zeminden ayrılmamış, mücadelesini hep ikna ettiği kamuoyuyla ya da halkın temsilcilerinin yer aldığı meclis aracılığıyla vermiştir… Dolayısıyla Kemalizm, hiçbir zaman gayri-hukuki bir sokak hareketi ya da komitacılık seviyesine indirilmemelidir.”

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek başlayalım. Bu ülkede Kemalist Devrimi sahiplenen hiçbir yurtseverin, liberal gevezeliklere cevap verme kaygısıyla onların sınırlarını çizdiği “demokrasi” anlayışına uygun hareket ettiğini ispatlama görevi yoktur. Yasal zeminden ayrılmamış denilen Mustafa Kemal Paşa, padişahın fermanını (kanunu) yırtıp atan, mevcut düzeni (ki her dönemin yasası/kanunu o dönemin düzeni tarafından oluşturulur) silah zoruyla değiştiren bir devrimcidir, ihtilalcidir. Mahmut Esat Bozkurt’un “Atatürk İhtilali”, Sabahattin Selek’in “Anadolu İhtilali” kavramıyla açıkladığı sultanın sarayına karşı verilen mücadele çiçek böcekle değil, mevcut yasalar tarafından hakkında idam kararı çıkarılmış Mustafa Kemal Paşa tarafından silahla ve zor yoluyla kazanılmıştır. Bu ihtilal mücadelesine demokratik özünü veren onun iktidarı sultanın sarayından alıp halka vermesidir. Verdiği mücadeleyi mevcut kanunlara bağlı kalarak veya yapılan devrimi halka sorarak demokrasinin gelmeyeceğini en iyi bilenler Kemalist Devrimcilerdi.

Görünen o ki, liberal propaganda arkadaşlarımızı “makbul Kemalizm” anlatısının içerisine çekmektedir. Bugün de Kemalist devrimcilerin toplumsal muhalefetinin örgütlenmesinden korkulduğu düşünüldüğünde, Lemi arkadaşın yaptığı gibi Mustafa Kemal’i “kanunlara saygılı” olarak göstermek, genç arkadaşlara derslerinize çalışın, sokaktan, hak aramaktan uzak durun nasihatleri vermek konforlu bir Kemalizm anlayışının yaygınlaşmasına olanak tanımaktadır. Dünyadaki tüm devrimci sıçramalara bakalım arkadaşlar. Hepsi, mevcut düzeni kökten karşısına alan, yıkan ve yeniden kuran bir mücadele iradesiyle ortaya çıkmış ve zafere ulaşmıştır. Kemalist Devrim de öyledir. Ancak, onu yine diğer pratiklerinden ayrıştırıp “özgün, makbul, demokratik” kılmaya çalışacak özgücülük fetişizmi o kadar ağır basmaktadır ki yazı da tarihsel gerçeklik açıkça liberal bir anlayışla tersyüz edilmiştir.

Tarihin Sonu mu?

Yazıyı daha fazla uzatmamak adına Lemi arkadaşın yazısında temel sorun olarak gördüğüm son konuyu açmak istiyorum. Biliyorsunuz, SSCB yıkıldığında ve reel sosyalizm çöktüğünde Fukuyama “tarihin sonunu” ilan etmiş ve kapitalizmin tüm dünyada uygulanabilecek tek geçerli model olduğunu vaaz etmişti. Tarihi “bitebilen” bir anlatı olarak ele alan anlayışa sahip çevreler bu tarihin sonu hikayesini sıkça kullanageldi. Lemi arkadaş da benzer bir tarihin sonunu yazısında bize aktarıyor:

…Türk devriminin zaten 1923 yılında yapıldığı hatırlanmalı ve tekrar bir devrim yapılmasına gerek olmadığının farkına varılmalıdır. Esas ihtiyaç duyulan, devrime sahip çıkmak, onu korumak ve geliştirmekten geçmektedir.”

1908 Meşrutiyet Devriminin önderi, 1909 İsyanında Hareket Ordusunun başındaki Mustafa Kemal Paşa’yı düşünelim. Şöyle der miydi: “Efendiler, 1908’de zaten bir devrim yapıldı. Tekrar bir devrim yapılmasına gerek yok. Esas ihtiyaç duyulan onu korumak ve geliştirmektir…” Mustafa Kemal Paşa demedi. Çünkü o, her zaman bir ufku olan devrimci bir önderdi. Meşrutiyetle yetinmedi. Halkın egemenliği, ülkenin bağımsızlığı için en yakınındakiler dahi Cumhuriyet fikrine burun kıvırırken (Kamuoyunu da karşısına alarak!) Cumhuriyet Devriminin önderi oldu. Lemi arkadaş, yazısının başında 1930’ların ezberlerini tekrarlayanları eleştirirken farkında olarak veya olmayarak kendisi aynı ezberlerin tekrarına düşmektedir. Çünkü hem devrimci süreci yani insanlığın ileriye gidişini durdurmaktadır ve böylelikle tarihin sonunu vaaz etmektedir. Hem de bugünün Türkiye gerçekliğinde halen 1923 Cumhuriyetini korumak gibi (sokaktan uzak durup ders çalışarak koruma önerisiyle birlikte) bir yokluktan bahsetmektedir.

Bugün Cumhuriyetin korunacak neyi kalmıştır arkadaşlar? 1876’dan 1923’e sultanın sarayından alınıp millete verilen egemenliği 2017 yılında tekrar tek bir adamın sarayına vermedik mi? Hastaneleri, fabrikaları, maden ocaklarını, ormanları, nehirleri uluslararası yabancı şirketlere peşkeş çektirmedik mi? Bu ülkeyi ABD’den meşruiyet atfedilenler yönetmiyor mu? Ana muhalefet denilen kurucu parti Brüksel’de “AB yolu CHP’den geçer” diyerek milletvekillerine hazırlattıkları raporlarla NATO memurluğu yaptırmıyor mu? TBMM’de yuvalanan karşı devrimci partiler terör örgütü liderlerine “sayın kurucu önder” demiyor mu? Gericilik, üniversitelerden anasınıflarına kadar her yere girmiş, cemaat ve tarikatlar devletin tüm kurumlarında yuvalanmış değil mi?

Liste uzar. Biz özünü söyleyelim: Bizler, Cumhuriyeti yaşatmayı başaramamış bir kuşağız arkadaşlar. Gençliğe Hitabedeki ve Bursa Nutkundaki görevlerini tastamam yerine getirememiş bir kuşağız. Hala Cumhuriyet ayaktaymış gibi ezber cümlelerle “koruyalım, geliştirelim” temennilerinin gerçeği kavrama ve Cumhuriyeti gerçekten yeniden ayağa kaldırma anlamında bir kıymeti yok maalesef. Cumhuriyeti yıkan kuvvetlerle yeniden onu ayağa kaldırma imkânımız da yok. Tam da bu yüzden sosyalist bir perspektife ihtiyacımız var. Tam da bu yüzden Kemalist Devrimin hedeflerini başarıya ulaştırmak için devrimci ve sosyalist bir cumhuriyete ihtiyacımız var. İnsanlığın yüz yıllar aşan deneyimlerine gözünü kapamayan, bununla beraber bu memleketin tarihsel, ilerici birikiminden kuvvet alan, Türkiye gerçekliğine uygun sosyalist cumhuriyet modeline ihtiyacımız var. Tartışmamız ve inşa etmemiz gereken görev budur. Bu saptama, Kemalist Devrimi önemsizleştiren veya yok sayan değil; aksine onu tarih bilimi içerisinde haklı ve onurlu yerine oturtan, Cumhuriyetin bugün geldiği yere sebep olan açmazları ve çelişkileri anlamayı kolaylaştıran ve gerçek anlamıyla Cumhuriyeti geliştirecek ve yeniden halkın cumhuriyeti yapacak özü kavramamıza olanak sağlayan bir yol açmaktadır.

Konusu ve içeriği itibariyle uzun sayfalar alabilecek eleştiri, saptama ve önerilerimi burada bitirirken, Cumhuriyet mevziisinde bir arada olacağımız tüm arkadaşlara başarılar diliyorum.

Yeniden Cumhuriyet mücadelemize ve ortak hedefte birleşmeye katkısı olması dileğiyle, devrimci selamlar…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.