Hakkını Alamayan Eğitim Emekçileri: Ücretli Öğretmenler
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246
Son dönemlerde ortaya çıkan eğitmen yetersizliği, bu eksikliği giderecekmiş gibi gösterilen fakat ne devlet tarafından resmen kabul edilen ne de devlete ait eğitim kurumları tarafından saygıyla karşılanan bir kavramı gündeme getirdi: Ücretli öğretmenlik.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Lider TV’de verdiği bir röportajda “Ücretli öğretmenlik diye bir şey yok, uydurma bir kavram.” (T24/Bakan Tekin ‘’Uydurma kavram, mevzuatta yok’’ demişti: Başvurular e-Devlet’te ‘’Ücretli Öğretmenlik” adı altında yapılıyor.) sözleriyle varlığını reddettiği bu sistem, aslında halkın büyük çoğunluğunun haberdar bile olmadığı, “kamu manzaralı düşük ücretli eğitim hizmeti” olarak adlandırılabilecek bir emek biçimidir. Ücretli öğretmenler gerek kamu gerekse özel kurumlar tarafından görmezden gelinmekte; yıllarca öğretmenlik eğitimi almamış gibi değersizleştirilmekte, kadrolu öğretmenlerle aynı zorlu koşullarda çalıştırılmalarına rağmen aldıkları ücretin çeyreğini bile kazanamamaktadır.
Devlet, öğretmen ataması yapmak istemediğinde veya bütçesi yetersiz kaldığında, ücretli öğretmenlik adı altında genç öğretmen adaylarının emeğini sömürmektedir. Ücretli öğretmenler okullarda mobbinge maruz kalmakta, stajyer muamelesi görmekte ve saatlik ücretlerini artırabilmek için branşlarıyla ilgisi olmayan dersleri vermeye zorlanmaktadır.
Ücretli öğretmenlik, devletin içinin nasıl çürüdüğünün ve bilimsel, eşitlikçi eğitime değer verilmediğinin en somut göstergelerinden biridir. Kamuya atanmayı özgürlük sanan gençler her geçen gün umutlarını kaybetmekte; sömürücü neoliberal düzende özel okullarda ve şirketlerde düşük ücretlerle çalışmaya mahkûm edilmektedir. Torpili olmayan öğretmen adayları ya devletin kendisi tarafından ya da özel kurumlarca emekleri değersizleştirilerek ömürleri tüketilmektedir.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yaptığı çeşitli değişimler sonucunda, eğitimini almadıkları branşın eğitimini bile veremeye mahkûm olan eğitimcilerin yarattığı eğitim eşitsizliği, ebeveynlerin gözünde devlet okullarını son çare haline getirmiştir. En “nitelikli” olarak görülen liselerde bile eğitimciler yetersiz kalmakta, çoğu gelişen çağa uyum sağlayamamaktadır.
Tabii ki bu durumda, yaşayacağı geçim sıkıntısı korkusuyla emekli olmaktan çekinen eğitimcilerimizi değil; onları son nefeslerini verene kadar çalışmaya mahkûm eden eğitim sistemini suçlamamız gerekiyor.
Akademik başarıyı hiçe sayan atama politikaları sonucunda eğitimin niteliksizleşmesi, yaşadıkları ekonomik problemler nedeniyle emekli olmayı bir seçenek olarak görmeyen ve yeni nesil eğitim metotlarını uygulamayı bilmeyen öğretmenlerin eğitimi zül hale getirmesi, hükümet için yeterli olmayacak ki AGS (Akademiye Giriş Sınavı) adında halkın yabancı olduğu yeni türemiş bir sınav sistemi getirmek uygun bulundu.
Bu sınav sistemi, KPSS’den öğretmen atamalarını ayırıp yalnızca akademiye, yani eğitimci olmaya yönelik bir sistem yaratmak amacıyla atanacak öğretmen sayısını arttırmayı ve öğretmenlerin eğitmenliğe başlamadan önce alacakları bir yıl sürecek bir eğitimden geçmelerini hedeflemektedir. Kulağa hoş gelen bu fikir, uygulamada yalnızca torpille atanan öğretmenlerin örtbas edileceği bir sınav sistemine dönüşmüştür.
AGS sınavına katılan 411.805 adaydan kimin kazanıp atandığı belli olmayıp, sınavın boşu boşuna girilmiş bir sınav olarak görülmesi kaçınılmazdır.
Bu durum, öğretmenlik eğitimine olan ilgiyi azaltmakta; öğretmenlikle ilgili lisans programlarını tercih etmek isteyen gençler farklı alanlara yönelmektedir. Öğretmenlik ise çoğu zaman “hiç olmadı öğretmenlik yaparım” düşüncesiyle son çare olarak görülmektedir. Oysa halkın en çok ihtiyaç duyduğu şey eğitimdir. Ancak bunu sağlayacak öğretmen adayları ya lisans programlarından mezun olamamakta ya da mezun olanlar yurtdışında yaşama hayalleriyle ülkeyi terk etmekte veya bambaşka alanlara yönelmektedir.
Bizler, eğitimin önemini kavramış üniversiteli gençler olarak, eğitimin niteliksizleştirilmesine ve bilimsel eğitim işleyişine ket vurmaya çalışan eğitim politikalarının karşısında duruyor; Eğitimcilerimiz ve eğitimci adaylarımızın yalnız olmadığını belirtiyoruz.