Heterodoks Marksizm Modelleri ve İşçi Sınıfının Direniş Stratejileri: Yaklaşım Olarak Komünizasyon Teorisi’ne Sürrealist “Aşımdan” Giriş-Efe KARATAŞ
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246
Giriş
Orta çağ ile feodalizmin Avrupa’da gücünün kaybederek kar maksimizasyonu ve “iş’te rasyonelleşmenin” ön planda olduğu yeni bir üretim modeli ortaya çıkmaya başlamıştır. Kapitalizm adını verdiğimiz bu küresel sistem asıl olgunluğuna Sanayi Devrimi’yle beraber erişmiştir. Küresel vurgusu burada önemlidir, zira bu sistemin yapısal niteliği üretim modelindeki değer biçimlerinde ve değer biçimleriyle bağlantılı olarak ortaya koyduğu “rasyonel esaslar” üzerine kurulu olan küresel iş bölümünde yatmaktadır. Teknik ve sosyal iş bölümünün varlığı kapitalizmin iktisadi devamlılığı için elzemdir, üretimde ortaya çıkan kar maksimizasyonu düşüncesinin pratiğe dökülüşü bir ürünü ortaya koyan işçinin bu aktiviteyi yaparken harcadığı zamandan yapılan tasarruflar olarak yansımaktadır.[1] Aynı zamanda iş bölümü olgusu sanayi toplumunun kapsamlı “uzmanlaşmasının” ürünlerinden biridir, nasıl uzmanlaşmanın eğitim alanında oluşumuyla bilim alanlarında belirli alt gruplar oluşmaya başladıysa, aynı uzmanlaşma üretimde de baş göstermiştir.[2] Bu “uzmanlaşmış” emek kavramı aslında kapitalizmin ortaya koyduğu “iş” kavramını anlamız için önemlidir. Özünde kapitalizm “üretken ve üretken olmayan” arasında bir ekonomi politik oluşturmaktadır.[3] Çalışma kavramı artık sadece iktisadi değer ortaya koyduğu ölçüde değerlidir. Çalışmanın sonucunda sarfedilen canlı emeğin bir önemi yoktur, değişim-değer ortaya koyduğu sürece o canlı emek önemlidir. Burada yabancılaşmanın kavramının köküne inmekteyiz; çalışmanın artık “iş’leştirildiği”, çalışmanın yaratıcı ve özgürleştirici bir “kullanabilir-zamanını” teşkil eden bir yapıdan Fordizm ve Taylorizm’in öncülüğünde mekanikleştirilerek bir kapitalist yeniden-üretiminden bahsedilmektedir.[4] Öyleyse ortaya konulmak istenen şey şudur, kapitalizmin ve organizasyonel faaliyetlerine karşı çıkmak için “iş’in” reddi vazgeçilmez bir gerçektir. Bu “iş’in olumsuzlaması” konsepti bu yazı için temel tartışma noktasıdır,
Mayıs 1968’in öğrenci hareketlerindeki stratejilerin belkemiğini oluşturmasıyla da yazıyı bu mesele üzerinden çizmekteyiz. 68’in kolektif hareketleri eleştirel heterodoks yaklaşımların filizlenmesi ve ortodoks Marksist görüş ile işçi hareketleri arasındaki keskin bir kopuşun oluşmasına sebebiyet vermesiyle de sermayenin toplumsallaşmasına karşı yeni bir organizasyon bütünlüğü ortaya koyma konusunda tarihte önemli bir yeri işgal etmektedir.[5]
Bir içkin olgunun aşılması ve olguya neden olan bütün faktörlerin olumsuzlanarak ortadan kaldırılması “İş’in” reddi konseptinin ve 60’lı-70’li yıllardan sonra oluşan heterodoks yaklaşımların sınıflı toplum biçimini ortadan kaldırma stratejilerinin esaslarını gözler önüne sermektedir. Herhangi bir proleter devrimin başarılı olmamasının sebebi özünde bu devrimlerin proleter kimliklerini devam etmelerinden kaynaklanmaktadır. Günün sonunda fabrika işgalleri ve işyeri demokrasisi gibi kavramlar proletaryayı proletarya yapan konseptleri pekiştirmekte ve sadece kapitalist üretim modelinin çerçevesinde sözde bir direnişin yapısına işaret etmektedir.[6] Eğer komünizmin filizlenilmesi isteniliyorsa, sınıf toplumunun temelleri olan ücretli emek ve devlet-formu gibi konseptlerinde ortadan kalkması gerekmektedir. Ücretli emek konsepti, önceden dediğimiz gibi, çalışmayı “iş’e” dönüştürerek insanın üretken faaliyetini kendi ekonomi politiğine endeksleyerek sadece iktisadi bir değer ortaya koyduğu ölçüde onu üretken sayan bir hale getirmiştir. Bir kimlik inşasını aşmak konusunda heterodoks yaklaşımlar açısından bu perspektifi ilk ortaya koyan gruplardan biri letterist enternasyonal ve onların ardıllarından olan sitüasyonistler olmuştur.[7] Post-sürrealist ve Post-Dadaist akımlar kendi alanları içinde kendi “özlerini reddetme” konseptiyle ortaya çıkmışlardır.[8] Ayriyeten sovyetlerin oluşumuyla beraber ortaya koyulan parti-etrafında-organizasyon modelinin karşıtlığı ve işçi-öz yönetimi etrafında komünist devrime giden yol vurgularıyla konsey komünistleri de bu teorinin organizasyonu için temellerin bazılarını teşkil etmektedir. Komünizasyon teorisi ve diğer heterodoks yaklaşımlara bakmadan önce, bu düşüncelerin köklerine bakmak oldukça önemlidir.
- Letterist Enternasyonal, “Sitüasyonistler” ve Sanat’ın Politik “Aufheben’ı”
Köklerini romantik bir “sanat için sanat” ekolünden alan sürrealistler, bu yönde özünde modern dünyanın içinde bulunduğu kalıpları reddeden fakat kapsamlı bir teorik tahlil ortaya koymayan bir perspektifi benimsemişlerdir. Bu siyaset ve günümüzün toplumlarını analiz eden mekanizmalardan uzaklığıyla sürrealist ve Dadaist teori, düşünürleri arasında bir ayrılığın doğmasına neden olmuştur. Bölüşümün kaynağı sürrealist düşünürler arasında büyük bir saygınlığa sahip Charlie Chaplin’nin politik tavrından vazgeçmesiyle doğmuştur. 1940’lı yıllarda komünizmin küresel yayılımına sempatik bakan Chaplin, ileriki yıllarda kendisini siyasetten ve genel devrimci çerçeveden uzaklaştırmıştır.[9] Ekim 1952’de Chaplin Paris’teki son konferansını verirken Letterist Enternasyonal’in üyeleri Guy-Ernst Debord, Jean-Louis Brau, Serge Berna ve Gil Wolman Chaplin’in konuşmasının ortasında ellerindeki Chaplin’in ikilem dolu yapısını eleştiren bir kağıt bütününü havaya fırlatıp onun uzlaşmacı yapısını haykırdılar.[10] Onlara göre Chaplin artık sürrealistliğin dinamik yapısında yabancılaşmış bir “idoldü”, onun apolitik tavrı zayıflığı ve mevcut dünyanın koşullarını değiştirmek konusundaki arzu eksikliği bunun bir delilliydi. Sitüasyonist Enternasyonal’in kuruluşunun temellerini atan bu olay, Isidore Isou’nun lettrist topluluğunun eleştirilerine maruz kaldı.
Burada letterist hareketin yapısından bahsetmekte de fayda var. Isou’nun anlatımına göre “kelimelerin yıkımının hareketi” olan letterism,[11] tarih felsefesini insanın yaratıcı öznelliği üzerine kurgulamaktadır. Tarihin iti gücü olan yaratma iradesi, dilin yapısal olarak indirgeyici ve tam olarak duygusal etkinliği ifade edemeyen özelliğinden kaynaklı, zedelenmektedir. 1947 yılında Isou’nun yazdığı “Lettrist Şiir Manifestosu” buna bir alternatif olarak kelimelerden öte “harfçi” bir akım oluşturmaktadır. Yazar, insanların basmakalıp kelime bütünlerinden uzaklaşarak kendi duygusal etkinlikleriyle bağlantılı olarak öznel ifade biçimlerinin yaratımını kurgulamaktadır.[12] Özünde yapılan şey, kelimeleri kelimelerin kendi bağlamlarının bir çözülüşe uğratılması, bir “yapı-söküme” dayatılmasıdır. Kelimelerin-ötesi bir idea söz konusu olduğu için ifade ediş bütünü insanın günlük ses etkinliği üzerine kuruludur.[13] 19 harften oluşan lettrist alfabe; örneğin 1. ve 2. harf olan alpha ve beta kelimeleri nefes çekme-alma şekliyle ifade edilmektedir. Bu oluşturduğu yeni alfabe biçimiyle birlikte Isou, sanatçıların ve sanat anlayışlarının nasıl oluştuklarını, olgunlaşmalarını ve nasıl yok olduklarını formüle etmektedir.[14] İki ana aşamadan oluşan bu süreç, amplik (amplique) evresinde başlamaktadır. Bu evrede sanatçı bir yaratıcıdan öte bir üreticidir, sanatını kendi çevresindeki popüler etkenler üzerine üretir. Özü ondan önceki toplumdaki efsaneler; destanlar, toplumdaki hisler bütünü ve felsefi temalardır. Bu evrede sanat toplum tarafından temellendirilerek var edilmiştir. İkinci aşama olan “chiseling” evresinde artık toplumsallığa dolaylı bir hizmetin amacı yoktur; artık sanat bir kalıba sığmadan genişleyerek kendi içinde anlamlandırdığı bir dönemdedir. Temeli olan tek bir felsefi, toplumsal hisler ve destanlar bütünü üzerine yoğunlaşmayarak kendini parçaladığı, kanunsuz ve özerk bir şekilde içeriğinden fazlasını ifade ettiği bir evreye geçmiştir. Bundan sonraki evrede sanatın ölümü gerçekleşmekte, kendi oluşturduğu özünün etrafında yorumlarla indirgenmiş bir durumu yansıtmaktadır.[15] Bu çerçeve etrafında dünyayı yorumlayan Letterist hareket, 40’lı ve 50’li yıllarda kendi felsefesi içinde bir kitle oluşturmayı başarmıştır.
Grup içindeki kopuş, önceden de belirttiğimiz gibi, Chaplin ve Debord’un yöneticilik yaptığı Letterist Enternasyonal arasındaki tartışmadan gerçekleşmiştir. Isou, olay bir süre sonra Combat dergisinde Chaplin’in destekçisi olduklarını ve Letterist Enternasyonal’deki yoldaşlarını kınadıklarını söylemiştir.[16] Tepki olarak Debord ve Enternasyonal’in diğer kurucu üyeleri zamanında Chaplin’in eserlerinin önemini takdir ettiklerini, fakat kendisinin artık yeniliğin karşısında olduğunu ve geride bırakılmasını gerektiğini belirtmişlerdir. Üstüne ekleyerek, Kışkırtıcı bir tonla Enternasyonal, Chaplin’i ve ideallerini “putlar” olarak nitelendirerek özgürlüğün uygulanması için bu “putların yıkılışının” gerekli olduğunu vurgulamışlardır.[17] Onlara göre, artık sanat ve edebiyat akımlarının hepsi bir ölüdür, zamanlarının gerçek devrimleri sanattan çıkarak onun ötesine geçmiştir. Onu aşarak anti-sanat konumunu almışlardır. Sitüasyonist Enternasyonal’in oluşumuna gelmeden önce biraz geriye dönerek, gözlerimizi Batı Avrupa’nın farklı bir teorik birikimine çevirmekte fayda var. Bu da Almanya-Hollanda sol komünistlerin başkası değildir.
[1] Wilhelm Röpke, Cemiyet Ekonomisi, İstanbul: Bozkurt Matbaası, 1937, s. 55-59
[2] Emile Durkheim, Toplumsal İşbölümü, İzmir: Cem Yayınevi, 2023, s. 63-65
[3] Karl Marx, Ücretli Emek ve Sermaye, Ankara: Sol Yayınları, 2020, s. 42; Jacques Camatte, Capital and Community: the Results of the Immediate Process of Production and the Economic Work of Marx, London: Unpopular Books, 1988, s. 125
[4] Karl Marx, “Grundrisse”, Middlesex: Penguin Books, 1973, s. 690; Carl Raushenbush, Fordism: Ford and the Workers, Ford and the Community, New York: League for Industrial Democracy, 1937, s. 8
[5] Kolektif, “Bring Out Your Dead”, Endnotes, sy. 1 (Ekim 2008), s. 11-13
[6] Bu konu üzerinden konsey komünizmin içsel çelişkileri değinmek oldukça önemlidir. Tek bir devrimci parti önderliğindeki Leninist parti modeline karşı çıkmalarıyla ortodoks Marksizm’in organizasyon metotlarından ayrışsalar da konsey komünistleri, devrim anlayışlarını fabrika komiteleri ve devrim sürecinde oluşacak fabrika işgalleri üzerinden kurgulamıştır. Bu proletaryanın ücretli emek üzerinden kurgulanmış kimlik siyasetini kırmaktansa kapitalizmin yeni bir “proleter üretim” modeli altında reforme edilmesi söz konusudur. Bir sınıf yerine başka bir sınıf iktidarının esasları kümeleştirilmektedir, bu görüşe karşıtlık Gilles Dauve gibi komünizasyon teorisine mensup kişiler ve dergilerin 60’lı yılların fikir tartışmalarında mevcuttur. Amadeo Bordiga, The Fundamentals of Revolutionary Communism, Roma: ICP, 1957; Otto Rühle, “The Struggle Against Fascism Begins with the Struggle Against Bolshevism” ve “The Revolution is Not a Party Affair”, der., Paul Mattick Jr., The Council Communist Reader, London: Pattern Books, 2021, s. 71-91; Gilles Dauve, Eclipse and Re-emergence of the Communist Movement, Oakland: PM Press, 2015, s. 102-107; Roland Simon, “Self-Organisation is the First Act of the Revolution; it then Becomes an Obstacle Which the Revolution has to Overcome”, der., Kolektif, the Théorie Communiste Reader (yayınevi bilgisi yok), 2021, s. 46
[7] Fakat bu kimlik inşasının aşımı komünist devrimden öte kendi çerçeveleri çapında, sanat alanında, gerçekleştirmiştir. Enternasyonal, “İş’in” reddine taraftarken aynı zamanda konsey komünisti bir perspektife mensuptur. Bu yönüyle aslında programmist ve otorite karşıtı bir söylem ortaya koyulmaktadır, Dauve’un görüşüne göre bu özünde “tersine çevirilmiş bir Leninizm” pratiğidir. Çünkü konsey komünistlerine göre sistemin içsel dinamiklerinde öte önemli olan sermayenin örgütleniş biçimidir. Fakat, Dauve’ünde belirttiği gibi, mevcut koşullar sermayenin örgütlenişten öte sermayenin kendi özünde yatmaktadır. Sermayenin doğası bir kontrol ve tabiiyet altına alma bütününden ibarettir, bu kontrolün esasları gündelik hayatta ve rutin davranışlarda kendini göstermektedir. SI herhangi bir proletarya taraftarı perspektifi benimsemediklerini söyleseler de konseyleri organizasyonlarının temelini koyarak kendilerini çelişkili bir konuma koymuşlardır. Ücretli emek ve onun mediyatörü devlet-formu var olduğu sürece, proletarya “proleter” kimliğinden bir ayrıma varamayacaktır. Bkz. Théorie Communiste, “Much Ado About Nothing”, Endnotes, sy. 1 (Ekim 2008), s. 155-156; Gilles Dauve, From Crisis to Communisation, New York: PM Press, 2018, s. 24; Michael Hardt ve Antonio Negri, Dionysos’un Emeği: Devlet Biçiminin Bir Eleştirisi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007, s. 120; Louis Aragon, “Fragments d’une conférence”, La Révolution Surréaliste, c. 4 (15 Temmuz 1925), s. 24; René Riesel, “Preliminaires sur les Conseils et l’Organisation Conseilliste”, dir. Guy Debord, Internationale Situationniste, sy. 12 (Eylül 1969), s. 69
[8] Mikkel Bolt Rasmussen, “The Situationist International, Surrealism, and the Difficult Fusion of Art and Politics”, Oxford Art Journal, c. 27, sy. 3, (2004), s. 370
[9] Rasmussen, a.g.e., s. 367-368
[10] Guy Debord, “Report on the Construction of Situations”, der., Ken Knabb, Situationist International: Anthology, Berkeley: Bureau of Public Secrets, 2006, s. 35
[11] Isidore Isou, Œuvres de Spectacle, Paris: Gallimard, 1964, s. 77
[12] Isidore Isou, “Manifesto Of Letterist Poetry”, edi., Stephen C. Foster, Visible Language, c. 17, sy. 3 (1983), s. 72-73
[13] Isou, “Manifesto”, s. 76
[14] Maurice LeMaitre, “What is Letterism”, Visible Language, s. 79
[15] LeMaitre, a.g.m.
[16] Rasmussen, a.g.e., s. 370
[17] Kolektif, “Position de l’Internationale lettriste”, Internationale Lettriste, sy. 1 (Kasım 1952), s. 151