Komisyon Peşindeki “Solculuğa” Karşı Tavrımız
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246
2025 yılının başında emperyalizmin Suriye’yi parçalaması sonrası başlayan süreç, Türkiye’nin iç siyasetinde AKP-MHP-DEM iş birliğiyle emperyalizmin bölgedeki planlarıyla uyumlu yeni bir “çözülme” sürecinin başlatılmasına yol açtı. Lozan Antlaşması’nı, 1924 Anayasası’nı ve ulus devlet yapısını tartışmaya açan yeni iktidar dizilimi, “Osmanlı millet sistemi”, “Türk-Kürt-Arap birliği” vb. söylemler etrafında emperyalizme bağımlılık ve Cumhuriyet Devrimi düşmanlığında buluşmuş oldu. Daha geniş halini komisyon masalarına kimi sol/sosyalist partilerin de dahil olmasıyla bulan bu geniş ittifakın niteliğini emperyalizmle iş birliği içindeki Orta Çağ İttifakı olarak saptamak doğru olacaktır.
Bu yazının konusu, AKP, MHP ve sağ türevleri gibi partilerin bölgedeki ve ülkemizdeki emperyalist planların uygulanması noktasında yerine getirdikleri görevleri tartışmaktan ziyade, sol/sosyalist harekete uzun süredir zerk edilen kimlikçi-Amerikancı siyasetlerin emperyalizm destekli yeni Orta Çağ karanlığı cehennemine taşıdıkları odunları görünür kılmak, “sosyalizm” sözcüğünü kullanarak sosyalizme yaptıkları düşmanlığı ve bu düşmanlığın ideolojik arka planını tartışmak olacaktır.
Sistemin “Ehlileştirme” Stratejisi
Emperyalist-kapitalist sistemin, halkları sadece ekonomik zor aygıtlarını kullanarak değil; rıza kanallarını kuvvetlendirecek hegemonya stratejileriyle de baskı altında tuttuğu Marksist çalışmalar içerisinde uzun süredir işlenilen konu başlıklarından biridir. Sistem, kendisine karşı gelişen hareketleri veya o hareketlerin liderlerini zararsız kılmak için özlerini çarpıtacak yeni tarih anlatıları oluşturmaya çalışır ve bunu yapabildiği ölçüde kendisine karşı gelişen her tehlikeyi ehlileştirecek bir anlatıyı kitlelere empoze eder. Yirminci yüzyılın ikinci yarsında sistemi en çok tehdit eden toplumsal hareketlerin başında 1968 İşçi ve Gençlik hareketleri gelmektedir. Ortaya çıkışı itibariyle ABD emperyalizminin özellikle Vietnam’da gerçekleştirdiği katliamlara karşı yükselen ve Fransa başta olmak üzere ülkemiz örneğinde de anti-emperyalist özü çok baskın olan 68 Hareketi, aradan geçen yıllarda sistem tarafından bilinçli olarak “çiçek çocuklar”, “hippilik”, “her şeye isyan” gibi anarşist bir deneyime indirgenmeye ve özü gelecek kuşaklardan gizlenmeye çalışılmıştır. Kapitalist ve emperyalist sistemi hedef almayan, ehlileştirilmiş bir 1968 anlatısını yerleştirmek için piyasaya sürülen film, roman ve diğer yayınlar aldıkları devasa bütçelerle reklam ve tanıtımlarını gerçekleştirip 1968’i yaşayan insanların zihinlerinde dahi farklı bir 68 anlatısının yerleşmesini sağlamıştır.
Marx’ın 200. Doğum yılı olan 2018 yılında Avrupa Merkez Bankası tarafından basılan 0 Euro Marx Banknotlarının 3 Eurodan satışa sunulması, Avrupa Merkez Bankası gibi kapitalist sömürünün temel kurumlarından birine halkın sempatiyle yaklaşmasına sebep olmuştur. Marx’ı zararsız kılmanın yolu kapitalist merkezler tarafından yaratılmaktadır. Bizim ülkemizde Mustafa Kemal Atatürk’ün başına gelen de benzer bir süreçtir. Devrimci-ihtilalci yönü yontulmuş, salt “devlet adamı” kimliğine indirgenmiş bir Atatürk anlatısı, onu yok etmek isteyen karşı-devrimci kuvvetlerin dahi faydalanacağı kullanışlı bir imaja dönüştürülmüştür. 68’in ülkemizdeki gençlik önderlerinden Ulaş Bardakçı’nın THKP-C davası savunmasında Atatürk hakkında söyledikleri tam da bu iddiamızla örtüşmektedir. Tekrar hatırlayalım:
“Ne kadar acıdır ki, ezilen uluslara ışık tutmuş Mustafa Kemal sömürgeye bayrak yapılıyor. Nasıl oluyor bu? Şunu herkes öğrensin ki: emperyalizm ve yöneticileri, zamanın büyük devrimcilerini aziz, evliya haline getirir, doktrinlerinin devrimci yanlarını küllendirir, statik, statükocu yanlarını ortaya atar, kendileri için kabul edilebilir yanlarını reklam eder. Arkalarından ah-vah edilir, radyoda programlar düzenlenir. Artık ölen bir devrimci değil, bir evliyadır. Bu şekilde zararsız hale getirilen devrimciler her fırsatta halka sunulur. Artık o halkın kurtarıcısı değil, hâkim sınıfların paravanasıdır. Mustafa Kemal’in başına gelen tamı tamına budur. Anadolu ihtilalinin lideri gitmiş yerine mavi gözlü dev gelmiştir. Artık o bağımsız Türkiye için savaşan devrimci değil, şapka, ceket-pantolon değiştiren büyük bir terzidir.”
Örnekleri çoğaltmadan bu bölümü kapatacağımız konuya gelelim. Sosyalizmin özellikle 1980 sonrası neoliberal karşı saldırıyla birlikte başına gelen de benzer saiklerden kaynaklanmaktadır. Sınıfı, sosyalist siyasetin merkezinden uzaklaştıran, anti-emperyalizmi bir kenara bırakıp uluslararası kapitalist merkezlere biat eden, etnik, dinsel veya cinsel kimlikler üzerinden toplumu parçalayan anlatılar siyasetin merkezine taşındığı gibi sosyalist siyasetin içine de bilinçli bir şekilde bulaştırılmıştır. Emperyalist işgalleri “demokrasi getiriyorlar” diye alkışlayanlar; ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen silahlı grupları “özgürlük savaşçıları” olarak kodlayanlar, IMF, DB, NATO gibi kapitalist sistemin askeri ve ekonomik kurumlarını vazgeçilmez görenler 1980 sonrası hızlanan neoliberal saldırıyla savrulan ve satın alınanlardır. Bu ekipler, siyasal ve toplumsal alanın her yanına dağıtılmıştır ve sosyalist siyaset içerisinde de kendilerine sunulan imkanlarla emperyalist-kapitalist sisteme hizmetlerini yerine getirmektedir.
Emperyalist-Kapitalist Sistemin Ortadoğu Durağı Rojava’da “Devrim” Aramak
Geçtiğimiz günlerde DEM Partiye yakınlığı ile de bilinen ANF News’te “Rojava sosyalizmin son durağı, demokratik sosyalizmin ilk adımıdır1” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazı baştan sona bilimsel sosyalizmin tahrifine dayanıyor. Yetmiyor, bilimsel sosyalizme teorik ve pratik katkılar sunmuş önemli liderleri hakaretleriyle karalamaya çalışıyor. Neoliberal dönemde pompalanan “sınıfsız siyaset” anlayışını öneren, “Marksizm-Leninizm-Maoizmin sisteme entegre olduğunu” savunan, Nazi faşizminin yayılmacılığını durduran ve onu yenen Stalin’i faşist ilan eden bir çarpıtma ve karalama öne çıkıyor.
Doğrudan dönemin ABD Başkanı Obama tarafından “Ortadoğu’daki kara gücümüz” denilerek bahsedilen PKK’nın ve onun elebaşısı Abdullah Öcalan’ın tezlerinin övüldüğü yazıda emperyalizmin maşası olmak “sosyalizmin ilk adımı” olarak sunuluyor. ABD ve NATO himayesinde, maaşları ödenerek konuşlandıkları Rojava, “sosyalizmin son durağı” olarak kutsanıyor. Türkiye’de Cumhuriyet Devrimi kazanımlarını ortadan kaldırmak için AKP-MHP gibi islamcı-faşist partilerle yan yana gelen ve Orta Çağ İttifakının üç temel bileşeninden birini oluşturan DEM, yanına aldığı ve TBMM’ye soktuğu partilerle bugün komisyon masalarında PKK elebaşısı Öcalan’a özgürlük vermenin, Cumhuriyet kazanımlarını ortadan kaldırmanın, Osmanlı millet sistemine geçmenin ve emperyalizme tam bağımlılığın köşe taşlarını döşerken bu ülkenin yurtsever sosyalistlerine de sosyalizm dersi vermeye kalkıyor.
Komisyon masasında olsun olmasın bu sürece destek veren benzer kesimlerin Orta Çağ derebeylerini ve emperyalist işbirlikçileri andığı göz önüne alındığında tutarlı bir siyasal hatta oturduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bakımdan, ülkemizin içerisinden geçtiği süreç, önemli bir turnu”sol” görevi görmektedir. Bu ülkede sınıf siyasetini dolayısıyla emekçilerin çıkar ve taleplerini siyasetin merkezinden dışlayan, emperyalist planlara hizmet eden, AKP ve MHP gibi karşı devrimci güçlerle kol kola gerici kuşatmayı büyüten aktörlerin sosyalizm adına verebilecekleri bir mücadele bulunmamaktadır.
Bilimsel Sosyalistlerin Görevleri
Ülkemiz, düzen siyasetinin gerek iktidar gerekse de “muhalif” kanadında gözüken, ipleri Washington’a ve Brüksel’e bağlı olan karşı devrim güçleri tarafından kuşatılmıştır. Komisyon masasında vücut bulan ve İmralı süreçlerini yürüten bu kuvvetlerin amacı, ülkemizi emperyalizmin bölgedeki hedefleri doğrultusunda dizayn etmek, iç siyasetimizde Cumhuriyet kazanımlarını tamamen ortadan kaldırmak, yarattıkları her krizin faturasını bu ülkenin emekçilerine kesmek ve böylelikle halkı yoksulluğa ve çaresizliğe hapsetmektir. Ülkesinin yurtsever-devrimci öncüleri olarak bilimsel sosyalistlerin görevi, bu emperyalizm destekli karşı devrim saldırısına karşı halkın yurtsever-cumhuriyetçi kesimlerini bir araya getirmek ve sürece karşı halka güven verecek bir mücadele iradesini örgütleyebilmektir. Topluma öncülük iddiası ancak bunun gerçekleştirilmesine bağlı olarak ispatlanabilecektir. Bu mücadele içerisinde “sosyalizm” kisvesi altında uluslararası emperyalist-kapitalist sisteme hizmet eden her türlü odakla ideolojik ve siyasi mücadele yürütmek de öncünün temel görevlerinden biridir.
Sosyalist Kültür, entelektüel gevezeliği reddeden bir yayın çizgisini takip etmesiyle bu sorumluluğun bilincindedir. Ülkemizin içinden geçtiği bu zorlu koşullarda komisyon peşindeki solculuğa karşı ideolojik mücadelesini mevcut düzen ve iktidar eleştirisinden ayrı görmeyecek ve yazıda “komisyon peşindeki solculuk” olarak tarif edilen emperyalizm destekli Orta Çağ İttifakına yamanan kesimlerle arasındaki mesafeyi her durum ve koşulda ortaya koyacaktır.