Düşman Ceza Hukukundan Kamusal Alanın Gaspına: Halk TV Kuşatması ve Burjuva Yargısının İflası

16.10.2026
7
Okuma Süresi: 8 dakika
A+
A-

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Medya alanına yönelik idari ve yargısal operasyonlar zincirine eklenen son halka, muhalif basının en kitlesel mecralarından biri olan Halk TV’ye yönelik kayyım darbesi oldu. Şirket ortaklığı, ihaleler ve mali denetimler üzerinden kurgulanan bu müdahale, yalnızca bir anonim şirketin yönetim organının el değiştirmesi değildir. Karşımızdaki tablo; sermaye tekelinin siyasal İslamcı vesayetle kurduğu bloklaşmanın, ceza usulü araçlarını bir rejim sopasına dönüştürmesinin çıplak bir sonucudur.

Bu süreci bir hukukçu titizliği ve Sosyalist Kültür geleneğinin kuramsal keskinliğiyle değerlendirmek; biçimsel usul tartışmalarını aşarak ceza normlarının sınıfsal işlevini ve Cumhuriyet’in kurucu kamusal reflekslerinin tasfiyesini teşhir etmeyi zorunlu kılar.

Usul Normlarının Sınıfsal Araçsallaştırılması ve “Düşman Ceza Hukuku”

Hukuki düzlemde dosyanın anatomisine bakıldığında, klasik bir “düşman ceza hukuku” (Feindstrafrecht) mekanizmasının işletildiği görülmektedir. İktidar bloğu, siyasal hasım veya tehdit olarak kodladığı özneleri yurttaşlık hukukunun güvencelerinden arındırarak olağanüstü rejim araçlarıyla tasfiye etmektedir.

1. CMK m. 128 ve 133’ün Gaspı ve Ölçülülük İlkesinin Katli:

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 128 (taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma) ile m. 133 (şirket yönetimi için kayyım tayini), ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla ihdas edilmiş istisnai ve geçici tedbirlerdir. Oysa Halk TV dosyasında bu tedbirler, Anayasa m. 13 ile teminat altına alınan “ölçülülük ilkesi” (elverişlilik, gereklilik ve orantılılık) ayaklar altına alınarak asıl cezaya ve infaz mekanizmasına dönüştürülmüştür. Suç şüphesine dayalı şirket incelemesi gerekçe gösterilerek tüzel kişiliğin en ağır müdahaleye—yönetim hakkının gaspına ve TMSF vesayetine—tabi tutulması, tedbir kurumunun kanun koyucunun amacına aykırı şekilde istismar edilmesidir.

2. Sulh Ceza Hâkimlikleri Rejimi:

Kararın Sulh Ceza Hâkimliği eliyle tesis edilmesi tesadüf değildir. Tabiî hâkim (doğal yargıç) ilkesini zedeleyen, kapalı devre itiraz usulüyle çalışan ve yürütmenin yargı içindeki operasyonel çekirdeği haline gelen Sulh Ceza Hâkimlikleri; burjuva hukukunun kendi içindeki yargı bağımsızlığı kurgusunun dahi iflas ettiğinin en somut kanıtıdır.

3. Anayasa m. 28 ve 30’un İhlali:

“Basımevi ve Matbaaların Korunması”: Anayasa’nın 28. maddesinde düzenlenen basın hürriyeti ve özellikle 30. maddesindeki “Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz” amir hükmü, doğrudan çiğnenmiştir. Şirketler hukuku veya mali suç iddiaları kalkan yapılarak, Anayasa’nın basın araçlarına tanıdığı özel koruma kalkanı baypas edilmiş; fiilen bir sansür ve yayın durdurma rejimi tesis edilmiştir.

Özelden Genele: Mülkiyet Fetişizmi ve Burjuva Hukukunun Sınırları

Halk TV örneği, Türkiye’de liberal ve sosyal demokrat muhalefetin uzun yıllardır sığındığı “mülkiyet hakkı zırhı” ile “şirket özerkliği” yanılsamasını paramparça etmiştir. Burjuva muhalefetinin hukuku sınıf mücadelelerinden yalıtılmış, tarafsız bir kurallar bütünü olarak gören pozitivist yaklaşımı; sermaye devletinin bekasını tehdit altında gördüğü anda bizzat kendi yasalarını çiğneyebileceği gerçeğine toslamıştır. Kapitalist üretim ilişkilerinde hukuk, egemen sınıfın iradesinin normatifleşmiş halidir. Mülkiyet hakkı (AİHS Ek 1 No’lu Protokol m. 1 ve Anayasa m. 35), tekelci sermaye ve onun siyasal temsilcilerinin çıkarlarıyla çeliştiği anda dokunulmazlığını kaybeder. TMSF mekanizmasının bir holding gibi genişletilerek muhalif sermaye ve basın üzerinde bir müsadere aygıtı olarak işletilmesi, olağanüstü hâl idare tekniğinin olağanlaştırılmış halidir.

Kemalist ve Sosyalist Birikimin Sentezi: Kamucu Hukuk ve Medya Düzeni

Erken Cumhuriyet aydınlanması; basını ve kültürel üretimi salt piyasa anarşisine, kâr ihtiraslarına ve gayrimeşru sermaye ilişkilerine terk etmeyen kamucu bir omurgaya dayanıyordu. Ancak bu kamucu akıl, Cumhuriyet devriminin burjuva uzlaşmalarıyla geriletilmesi sonucu piyasanın insafına terk edildi. Bugün bu kurucu damarı, sosyalizmin sınıfsal tahliliyle tahkim etmek tarihsel bir ödevdir:

Kemalizmin Laisist ve Bağımsızlıkçı Refleksi: Kamusal alanın teokratik-gerici odakların ve işbirlikçi sermaye gruplarının vesayetinden arındırılmasını, halkın haber alma ve aydınlanma hakkının devletin temel güvencesi altında olmasını şart koşar.

Sosyalizmin Sınıfsal Perspektifi: Medyanın ticari bir meta, patronların kişisel ticari risklerine veya şaibeli sermaye transferlerine bağımlı birer kâr merkezi olmaktan çıkarılmasını; üretim araçlarının mülkiyetinin doğrudan emekçilerin kolektif denetimine devredilmesini savunur.

Halk TV’nin bir ticari işletme olarak kırılganlığı, patronaj ilişkilerinin getirdiği yapısal zafiyetleri ve mali operasyonlara açık yapısı tam da bu sentezin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Gerçek basın özgürlüğü ne sermaye devletinin Sulh Ceza kararlarına teslim edilebilir ne de patronların inisiyatifine bırakılabilir.

Hukukçunun Tarihsel Sorumluluğu: Mahkeme Salonlarından Emek Cephesine

Bir ceza normunun salt metnine bakarak adalet aramak hukukçuyu sisteme yedekler. Hukukçu, pozitif normların arkasındaki sınıfsal güç dengelerini teşhir etmekle mükelleftir.

1. Şekilci Meşruiyet Arayışına Son Verilmeli: Kayyım kararları idari veya adli birer rutin değil; siyasal alanın dizaynı ve emekçi sınıfların haber alma hakkının tasfiyesidir. İtiraz süreçleri tüketilirken, meşruiyetin Anayasa’nın çiğnenen ruhundan ve halkın örgütlü direnme hakkından kaynaklandığı vurgulanmalıdır.

2. Kolektif ve Kamucu İletişim Hattı: Basın işletmeleri, patronların mali spekülasyonlarına açık şirket yapıları yerine; sendikaların, meslek odalarının, ilerici aydınların ve emekçilerin kolektif yönetiminde kamusal özneler olarak yeniden kurgulanmalıdır.

3. Anti-Faşist Hukuk Mücadelesi: Kemalist tabanın cumhuriyetçi meşruiyet savunusu ile sosyalistlerin anti-emperyalist, emek merkezli hatları; faşizan kuralsızlığa ve sermaye tasallutuna karşı somut bir hukuki-politik cephede birleşmelidir.

Halk TV’ye atanan kayyım, burjuva adaletinin örtüsünü bir kez daha kaldırmıştır. Muktedirler ekranları karartabilir, usul hükümlerini müsadere aracına çevirebilir; ancak aydınlanmanın kurucu iradesi ve sosyalizmin sınıfsal hakikati ne TMSF kayyımlarına ne de Sulh Ceza kararlarına sığar. Hukuku yeniden halkın ve adaletin silahı yapacak olan güç, bu tarihsel sentezi sokakta ve kürsüde örgütleyecek olan iradedir.

Mehmet Ulaş ÖZÇAKMAK Yazdı…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.