LENİN DOSYASI: Tarihin Pususuna Yatmak: Lenin’in Sürgün ve Devrime Hazırlık Yılları (1895-1917) – Selim KALENDER

09.02.2025
196
Okuma Süresi: 13 dakika
A+
A-
Bolşevik Devrimi’nin büyük önderi V.I. Lenin’in, 1917 Devrimine giden kısa süreç ve sonrasındaki yaşamı iyi bilinmesine rağmen; onun yaşamının büyük bir bölümünü oluşturan sürgün ve devrime hazırlık yılları yeteri kadar bilinmemektedir. Halbuki, iktidara giden süreçte Lenin’in karşılaştığı zorluklar ve engeller, bir devrimcinin sabır, inat ve mücadele azmini bizlere en örnek şekilde gösterdiği gibi, onun siyasal strateji ve bilimsel sosyalist teoriyi ele alış yöntemindeki olgunlaşmanın izlerini de takip edebilme olanağı tanımaktadır. Bugün de sadece ülkemizde değil dünyanın geniş coğrafyalarında sol/sosyalist hareket üzerindeki atıllığı ve hareketsizliği aşabilmek için Lenin’in devrime hazırlık yıllarındaki öncü azmini yeniden hatırlamanın ve içselleştirmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bundan dolayı, bu çalışmayı, Lenin’in yaşamında kabaca 1895-1917 yılları arasını kapsayan sürgün ve devrime hazırlık yıllarındaki mücadele kararlığına projeksiyon tutacak bir içerikte hazırlamayı gerekli gördük. Büyük ölçüde Maurice Pianzola’nın Türkçeye de çevrilen “Lenin İsviçre’de” kitabındaki anı ve anekdotlara dayanan bu çalışmanın, Sosyalist Kültür’ün Lenin Dosyası arşivinde yer alması “başka bir dünya ve başka bir kültür” arayışımızın gerçekleşebilmesi için izleyeceğimiz yolun köşe taşlarını oluşturduğunu biliyoruz. O yüzden; “Lenin Elt, Lenin El, Lenin Elnifog[1]Sürgünde Bir Üniversiteli Lenin’in sürgün yılları; Cenevre, Lozan, Bern, Zürih, Paris gibi Avrupa kentlerinde geçmiştir. Çarın polisleri tarafından sürekli takip ve gözetim altında bulunan Lenin, sürgün yıllarında gittiği ülkelere siyasi fikirlerini taşıyabilmek için o ülkelerin dillerini de okuyup yazabilecek kadar öğrenmeye büyük önem göstermiş, çok sevdiği doğa yürüyüşlerine çıktığında dahi çantasından Fransızca sözlüğünü eksik etmemiştir. Pianzola’nın aktarımına göre, Almanca ve Fransızcayı çok iyi bilmekte ve bu dillerde çok rahat okuyup yazabilmektedir. Yirmi beş yaşındayken Cenevre’de Marksist kuramcı Georgi Plehanov’un yönettiği Emeğin Kurtuluşu grubundaki Rus göçmenlerle ilişki kurabilmek için İsviçre’ye gelmekle görevlendirilen Lenin, kendisinin gelişinden otuz yıl önce Karl Marx tarafından I. Enternasyonel’in toplandığı şehri karış karış dolaşmakta, kütüphanelerine gidip sabahlara kadar çalışmaktadır. Rusya toplumunun gerçekliğini bilimsel sosyalist teorinin yol göstericiliğinde analiz etmeye çalışan Lenin, ülkesinin verili koşullarını her zaman göz önünde tutan bir nesnelliğe sahip olmuştur. Gittiği şehirlerdeki işçi semtlerinde işçilere öğrendiği bilgileri, oldukça yalın ve anlaşılır bir şekilde anlatma arayışı içinde olmuştur. Bu işçilerden biri olan Babuşkin, Lenin’in öğretmenliğini şöyle anlatmaktadır: “O bilimi bize kitap kullanmadan, bizim itiraz etmemizi ya da tartışmaya girmemizi sağlayıp sözlü olarak sunuyordu; bizi özendiriyor, aramızda birisini görüşünün doğruluğunu ötekilere ispat etmeye zorluyordu. Böylece derslerimiz çok canlı, ilginç geçiyordu; bu dersler bizi söz almaya alıştırıyordu, bir sorunu açıklamanın en iyi yoluydu bu. Hepimiz bu konuşmalardan çok memnunduk. Öğretmenimizin zekâsı karşısında sürekli olarak kendimizden geçiyorduk ve aramızda, onun saçını döken şeyin herhalde bu büyük zeka olduğunu söyleyerek şaka yapıyorduk.” Uzak Yenisey bölgesinde sürgün yaşamının bütün sıkıntılarına rağmen kuramsal çalışmalarını sürdüren Lenin, kendisi gibi Mücadele Birliği baskınında tutuklanan Petersburglu genç bir ilkokul öğretmeni olan Nadejya Krupskaya ile sürgün yıllarında tanışır ve evlenir. Sürgün yıllarını çok yoğun bir okuma, çeviri yapma, diğer siyasi mültecileri toplama ve dinlenmek için çok sevdiği doğa yürüyüşlerine çıkıp avlanmakla geçirir. Bolşevik Devrimi’nin yayın organı olacak olan Iskra’yı, yine sürgün yıllarında 24 Aralık 1900 tarihinde çıkartmaya başlar. Stalin, Iskra ile birlikte Lenin’in bu yıllarda yoğunlaşan çalışmalarını şu şekilde yorumlamaktadır: “Lenin’in devrimci çalışmaları 19. Yüzyılın son yıllarında ve özellikle 1901’den sonra, Iskra’nın çıkmasıyla birlikte beni şu kanıya götürmüştü ki, biz Lenin’in kişiliğinde olağanüstü bir insana kavuşmuştuk. O zaman benim gözümde o, partinin sıradan bir yöneticisi değil, onun gerçek yaratıcısıydı; çünkü partimizi asıl niteliğini ve ivedi gereksinimlerini yalnız o anlıyordu…Lenin sadece partinin yöneticilerinden biri değil, mücadelede korkusuz ve Rus devrimci hareketinin henüz bilmediği yollarda partiyi cesaretle ileri götüren üst düzeyde bir yönetici, bir dağ kartalıydı.” İradenin İyimserliği Iskra ile devrimci bir yayın faaliyetine başlayan Lenin, gazeteyi yasadışı yollarla Rusya’ya sokup çoğaltmaya çalıştığı gibi, Avrupa’nın çeşitli şehirlerine de farklı dillerde çevirip ulaştırmanın, böylelikle tüm ülkelerdeki proleterlerin enternasyonel mücadele birliğini oluşturmayı hedefliyordu. Mevcut bulunan tüm zorluk ve engellemelere istinaden kendisine “gerçekliğe uyum göstermeyi” öğütleyen yoldaşlarına “Hayır, gerçekliği dönüştürmek gerekir!” der. En nihayetinde, parlak tartışma sayfalarında devrimci teorisiz kendiliğinden işçi hareketinin dar, meslekçi, ufuksuz bir sendikacılığa batacağını söyler. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP)’nin kongresini de 30 Temmuz 1903 günü sürgünde olduğu Brüksel’de toplayan Lenin, 1905 Devrimine doğru ilerleyen Rusya’da devrimin öncü kuvveti olacak devrimci bir partinin inşa süreciyle ilgilenir. İçerisinde olduğu ve liderliğini üstlendiği Bolşeviklerle Menşevikler arasında görünürleşen ayrışmada Bolşeviklerin savunduğu fikirlerin teorisini ve pratik çalışmasını büyük ölçüde Lenin yerine getirir. Ayrışmalarda ve Avrupa’da yaşanan revizyonist eğilimlere karşı hep tutarlı devrimci bir model ortaya koyar ve şöyle der: “Her bunalım, kimilerini çürütür, kimilerini çelikleştirir.” Nitekim, 1905 Devrimi ile 1917 Devrimine giden süreç içerisinde yaşananlar Bolşevikleri çelikleştirirken ve Lenin’in ortaya koyduğu teoriyi ispatlarken; Menşevikleri çürütmekte ve itibarsızlaştırmaktadır. Büyük bir sabır, irade ve istikrarla hazırlıklarını yapan Lenin, tarihin pususuna yatan bir devrimci lider olarak, her yeni gelişme karşısında teorisini yeniden sınamakta, stratejisini ve planını gözden geçirmektedir. Dünyanın 1. Dünya Savaşı ile birlikte küresel bir sınıf savaşımına doğru ilerlediği günlerde Lenin, “Savaşa giderken, zaferi istemeli ve ona götüren doğru yolu saptamayı bilmeliyiz” diye yazmaktadır. 1905 yılında gerçekleşen ayaklanma bastırılınca devrimci dalga geri çekilir. Lenin saldırıyı yönettikten sonra, işçilere düzenli olarak geri çekilmeyi öğretir. Partiye, günü geldiğinde saldırıyı yeniden başlatmak üzere, güçlerini toparlayarak son gücünü geri çekmeyi öğretir. Bir Adım İleri İki Adım Geri başlıklı kitabı 1904 Haziran’ında bu öğreti ekseninde kaleme alınıp yayımlanmıştır. Lenin’in eşi Krupskaya, onun en yenilgi anlarında bile taşıdığı inanç ve iradeyi şöyle anlatıyor: “O, bozgun anında proletaryanın en yüce zaferlerini düşünmekteydi. Akşamları, gölün rıhtımı boyunca yürüdüğümüz zaman sık sık bundan söz ediyordu.” Lenin’in sürgün yılları pratik siyaseti örgütleyici bir yoğunluğun yanı sıra Avrupa kütüphanelerini dolaşmakla geçer. Bern’deki emekçi yaşamını sürdürürken zamanını kütüphanelerde sabahlayarak ve ormanlarda uzun yürüyüşlere çıkarak geçirir. Bern’deki kütüphane çalışmalarını Pianzola şöyle anlatmaktadır: “Lenin gelişigüzel yapılan işin adamı değildir. Onda her davranış bir kesin anlamaya dayalıdır ve Bern Kütüphanesi’nde 17 Aralık 1914’te, Alman filozofu Hegel’in Mantık Bilimini okuduğu zaman, okuma notları üç defterde 115 sayfayı kaplamaktadır. Notlar Rusça, Almanca ve hatta İngilizce tutulmuştur ve kendi başına, diyalektik materyalizm yöntemini geliştiren, çok büyük önemde bir felsefe yapıtı oluşturur.” Lenin’i kütüphanede sabahladığı günlerde tanıyan Kütüphane memuru Karpinski’nin Lenin izlenimleri, onun insan ilişkilerini göstermesi bakımından da önemlidir: “Vladimir İliç’i olağanüstü bir adam yapan ve onu sıradanlıktan çıkaran özelliklerden biri ilişkilerinde, yalnızca arkadaşlarına, yani Merkez Komitesi üyeleri ya da bir taban örgütü üyesine karşı değil ister ünlü biri, ister bir ev kadını olsun, genel olarak herkese karşı koruduğu tavır inceliği, dayanışma, kibarlık, özentisizlik ve alçak gönüllüktür… Lenin sık sık dostlarını ziyaret eder, her biriyle çene çalmayı ve çocuklarla oynamayı çok severdi.” Büyük bir yurtsever olarak Lenin, 1. Dünya Savaşı yıllarında yükselen burjuva milliyetçiliğine karşı Sosyal Demokrat Dergisi’nin 35. Sayısında “Büyük Rusların Milli Gururu” başlıklı bir makale kaleme alır ve orada şöyle der: “Milli gurur duygusu biz bilinçli büyük Rus proleterlerine yabancı mıdır? Elbette, hayır. Dilimizi ve yurdumuzu seviyoruz; en çok çalıştığımız şey onun emekçi kitlelerini (yani nüfusun onda dokuzunu) bilinçli demokratlar ve sosyalistler düzeyine yükseltmektir.” Teorik üretimini, arkadaşlarıyla ve farklı ülkelerdeki emekçi kesimlerle sürekli paylaşmaya ve tartışmaya çalışan Lenin, Çar polisine yakalanmamak için parolarla arkadaşlarına mektuplar gönderir. Bu mektuplarda partili yoldaşlarına, “En önemlisi, sağlam ve sürekli ilişkilerdir” tavsiyesinde bulunur. Sağlam ve sürekli kurduğu ilişkileri, bitip tükenmek bilmeyen okuma, araştırma ve yazma disiplini, tüm zorluklara karşı sarsılmayan devrimci irade ve inadı, sürgündeki Lenin’i 1917 yılında Rusya’ya, devrimin önderliğine taşımıştır. Lenin’in sürgün yılları içerisindeki gündelik yaşamını ve siyasi faaliyetlerini ön plana çıkarmaya çalıştığımız bu yazıda anlatılanlar, aradan geçen 100 yılı aşkın süreye rağmen bizlere de yol göstermektedir.
[1] Lenin yaşadı, Lenin yaşıyor, Lenin yaşayacak.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.