“Mussolini: Yüzyılın Oğlu Üzerine Bir Deneme

27.09.2026
4
Okuma Süresi: 14 dakika
A+
A-

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

Dizi ilk bölümden dünya savaşı sonrası İtalya’ya ışık tutar. D’annunzio’nun Fiume’ye saldırmasından tutun İtalya’nın sosyal durumu. Mussolini ise tarihin dışlanmış kesimleriyle tarih yazacağından bahsetmektedir. Bu dışlanmışlar ise İtalya’daki gazilerdir. Gaziler bu ülke için savaş vermiş ama sonradan toplumun dışına itilmiş bir kesim olarak gösterilir. Mussolini ise gazilerle tarih yazmak isteyen eski bir sosyalist olarak çıkar. İlk bölümlerde Mussolini’nin sosyalizmden kopamadığı hatta sosyalistlere olan nefretinin ideolojik bir farklılık değil bir kompleksten kaynaklandığını görürüz. Yoldaşı Cesare Rossi ona şöyle diyecektir “Söyle bana Benito  faşizm devrim için mi kuruldu sosyalistleri dövmek için mi? Eskiden genel yayın yönetmeni olduğu gazeteye faşistlerin baskın yapması, faşistlerin sık sık sosyalistlerle çatışması fikirsel farklılıklardan kaynaklanmaz hatta Margherita Sarfatti ilk bölümde Mussolini’ye şunları diyecektir: “Kilise mülklerine el konması, devletleştirme, kamulaştırma, fabrikaları yöneten işçiler, Sosyalistlerden daha solcusun sen” Mussolini ise cevap olarak  ”Sosyalistler söz verirler ama bunları yapacak o yürek onlarda yok.” Mussolini için bu sosyalizm etkisi normaldir Sosyalist bir babaya sahip 12 yıl sosyalist partiye üye olmuş ve bu partinin gazetesinin genel yayım yönetmenliğini yapmış birisinin hemen geçmişinden koptuğunu görmek saçma olurdu. Parti’den kovulurken bile sosyalizm sloganları atmaktan vazgeçmez. Faşist olsa da sosyalizm etkisini sürdürür ama onun kayıp halkı işçiler değil gazilerdir. Faşizmin pragmatik doğasını daha ilk bölümden görürüz. Seçimlere karşı olan Mussolini Fiume’deki enerjiyi parlamentoya taşımak için seçim karşıtlığını bir kenara bırakır ve faşistleri seçimlere girmek için ikna eder. Sonuçta kayıp halka basit fikirler güçlü adamlar gerekir. Fiume’deki enerjiyi parlamentoya yansıtmalarına rağmen Mussolini dahil hiçbir faşist meclise seçilemez ama Sosyalistler büyük bir güçle meclise girer.

Burjuvaziye Teslimiyet

Sosyalistler ezici bir şekilde meclise girer kralın meclis açılışı konuşması yapacağı zaman bütün sosyalistler ayağa kalkarak meclisi terk ederler. Mussolini ise bunu ben yapmalıydım der. Hapse girmesiyle kendisine şehitlik atfeder. Bu çürüyen düzende haksızlığa uğrayan bir şehit ama başbakan Nitti tarafından “O harabeyi şehit yapmayalım” diyerek çıkarılır. Mussolini’nin gazetesi ekonomik olarak çökmüştür. İtalya’daki işçiler fabrikaları işgal etmiş, köylüler ağaların topraklarını işgal etmektedir. Kızıl bir sel vardır İtalya’da. Mussolini ise hayal kırıklığı içerisindedir. Mussolini için her şey bitecekken yardımına İtalyan burjuvazisi koşar.  “Bu kızıl sele engel olacak bir baraja ihtiyacımız var siyah olması gereken bir baraj.”  Mussolini ilk başta sinirle, Rossi’ye şöyle der. “ayakta kalmaya çalışan yoksul işçileri karşımıza mı alalım? Toprak sahipleri utanmadan şişmanlarken, fabrikalarına gitmeye tenezzül bile etmeyen sanayicilerin çıkarı için günde 14 saat çalışan emekçileri, zayıfları, ezilenleri, sömürülenleri, hayatımızı ve davamızı adadığımız herkesi. Utanmaz herifler! Neden vampirlerin yanında yer alalım ki!?” İtalyan burjuvazisinin maddi desteği için. Faşistler silahlanır, fabrikaları ve toprakları işgal eden köylüleri bastırırlar ve öldürürler. Mussolini bu sırada geçmişi ile yüzleşmektedir. En son geçmişini bir kibrit çöpüyle yakar ve çocukken sevmediği, kendisi dahil herkese ihanet eden birine dönüşür. Faşizm nasıl her şey olup aynı zamanda her şeyin karşıtı olduğunu iddia ediyorsa faşizm kendisi dahil her şeye ihanet edebilir. Mussolini’nin yeni halkına bir yenisi daha eklenir. Artık emekçileri gözden çıkarmış ve gazilerin yanına bir sınıf daha eklenmiştir. Bu sınıf küçük burjuvazidir. Küçük burjuvazi doğası gereği sosyalizmden korkar çünkü proleterleşmekten korkar. Küçük burjuvazinin bu korkusu kendilerini bir sınıf olarak burjuvazinin yanında görmelerine neden olur her ne kadar onları mülksüzleştirmek isteyen burjuvazi olsa da kendi sınıfsal karakterleri gereği kendilerini büyük burjuvaziye daha yakın görürler. Mussolini’nin yeni halkının küçük burjuvazi olması tesadüf değildir. Mussolini dizide durumu şöyle açıklar “Yeni halkım korku içinde, eski püskü ceketlerinin ve ince kabanlarının acınası hali çantalarının göz yaşartıcı vasatlığı, esnaf önlükleri krizden  dökülüyor küçük burjuva kaos yüzünden tir tir titriyor.” Mussolini burada küçük burjuvazinin karakterine değinmektedir. Mussolini artık mevcut sınıfsal ilişkiler arasındaki tutumunu bu cümle ile özetler. “İki medeniyet arasındaki seçim basittir. Asırlık ilerleme ve başarı tarihi burjuvanın arkasında. Proletaryanın ise hala sadece deneyimsizlik ve ahmaklık sabıkası var. Dolandırıcılara, sosyalist korkaklara, her türden embesile karşı haykırıyorum. Yaşasın gericilik!” Marinetti ise karşı çıkar “Hayır! Biz devrimciyiz! Gericilikle işimiz yok!” Mussolini ise yanıt olarak: “Gericilik derken ülkedeki her türden tahrip edici akımı geriletme azmimizi kastediyorum. Yeni atılımlar gerektikçe de devrimci olmaya devam edeceğiz!” der ve Marinetti’yi partiden kovarlar. Mussolini faşizmi sosyalizme ya da “yıkıcı” olarak nitelendirdiği akımlara karşı bir baraj olarak konumlandırmaktadır. Ama bu Mussolini’nin liberal demokratik bir düzene entegre olduğu anlamına gelmez. Mussolini şöyle der “Liberal demokrasiler çöküyor, ufak bir dokunuşla yerle bir olacaklar. Dokunuşun kimden geldiği önemli değil. Sanayiciler, esnaf, şairler, toprak sahipleri devrimi kim yaparsa devrimcidir!” Bu cümleler adeta liberal demokrasiler ile faşizm arasındaki çelişkiyi gözler önüne serer. Liberal demokrasiler burjuvazinin ihtiyaçlarını karşıladıkların sürece geçerlidirler. Burjuvazinin ihtiyacı totaliler ya da liberal olmayan bir “demokratik” anlayış gerektiriyorsa burjuvazi o anlayışı getirir. Burjuva liberal aktörler ise faşizmi sosyalistlere karşı kullanılacak paramiliter yapı olarak görürler. Her sosyalist ya da emekçi hareket yükseldiğinde faşist hareket de yükselir. Ama sosyalist hareketin gücü her azaldığında faşist aktörlere olan ihtiyaç da azalır. Faşizme gerek kalmaz bu yüzden liberal demokrasi bir refleks olarak faşist aktörleri tasfiye etmeye çalışır. Liberal demokrasi ile faşizm arasındaki çelişki buradadır. Mussolini dizide şu ifadeleri kullanır “Pis işleri bize yaptırdılar, şimdi sosyalistleri dize getirecekler.” Tabi şöyle bir gerçek vardır sosyalist hareket sürmektedir ve siyah barajın varlığı devam etmektedir. Yeni İtalyan başbakan Giolitti ya da Mussolini’nin tabiriyle liberal fahişe sosyalizme karşı geleneksek bir cephe örmektedir. Giolitti’nin sosyalizm karşıtı cephesine Mussolini’nin entegre olması faşizmin esnek karakterini bir kez daha gösterir. Fakat bu da liberal demokratik aktörler tarafından sıkça gözlenen bir illüzyonu gösterir. Faşizmin evcilleştirildiğine dair bir illüzyondur bu. Mussolini öbür faşistlerle beraber meclise girdiğinde şunları söyleyecektir. “Bizi evcilleştirdiğini sanıyor ama sadece meşrulaştırdı. Bizi girmememiz gereken bir yere soktu.” Faşist akımların meclise girmesi, burjuva liberal aktörlerle işbirliğine soyunması aslında faşizmi evcilleştirmez, meşrulaştırır. Yapılan bütün eylemleri savunan adamlar sonuçta mecliste ya da liberal demokrasinin bir parçası olmuştur. Terör de aynı şekilde işler. Terörün meclise ya da benzer kurumlara sokulması o ve onun sempatizanlarının evcilleştirildiği değil o aktörlerin meşrulaştırıldığı anlamına gelir. Mussolini, Yüzyılın oğlu dizisi bunu apaçık bir şekilde gösterir.

LİBERAL DEMOKRASİNİN ÖLÜMÜ

Faşizmin kendisinin burjuvaziye değil ama burjuva kültürüne karşı olduğu faşistlerin her ne kadar liberal demokrasiden nefret etseler de mülkiyet ilişkilerini değiştirmekten kaçınmaları hatta burjuva iktidarını sosyalistlere karşı korumaları da aslında bunu gösterir. Dizide de Mussolini’nin burjuva kültürü diye şemsiyeleri teker teker kırdığı görülür. Liberal demokrasiden ve burjuva kültüründen nefret ederken burjuva mülkiyet ve bölüşüm ilişkileri hakkında herhangi bir problemleri yoktur. Dizi özellikle faşizmin arkasındaki sınıfsallık yerine liberal demokrasiyi tasfiye edişi ve faşizmin anti-komünist yapısı üzerine yoğunlaşmıştır. Aynı şekilde dizide liberal demokrasinin kutsal sınırlarını faşistler tarafından teker teker tartışmaya açılması ve bununla beraber “kutsal sınırların” sınır olmaktan çıkması dizinin ana odak noktasında yer almaktadır. Liberal demokrasiyi yiyen faşizm kurumsallaşınca da en son bütün parlamentoya meydan okunur. Sosyalistler dahil hiçbir vekil Mussolini’ye şikayet edemez çünkü “kontrolde tutmak” için çaba harcadığı gücü salarsa bir terör dönemi başlayacaktır ama bu kayıtsızlık hali zaten beraberinde terör döneminin habercisiydi. Faşizme karşı kayıtsızlık halihazırda terör dönemine gidişe işaret etmekteydi. Dizi bize her ne kadar liberal demokrasi karşıtlığı belirli kesimlere cazip gelse de liberal demokrasinin yerine ne konması gerektiğinin önemini göstermektedir. Liberal demokrasinin karşısına faşizmde konulabilir sosyalizmde. Biz sosyalistlerin liberal demokrasi yerine koymak istediği gerçekten emekçi sınıfların egemen olduğu bir demokrasiyken faşistler ise totaliter, baskıcı, sınıf  ve mülkiyet ilişkilerini sorgulamayan anti-liberal bir yönetim isterler. Bunu hayata geçirmeleri ise sosyalistlerin işini daha da zorlaştırır.

MUSSOLİNİ DİZİSİ HAKKINDA

Dünyanın dijitalleşmesiyle beraber dizi sektörünün dijitalleşmesi de kaçınılmaz. Fakat neredeyse faşizmi ya da Nazismi anlatan bütün dizilerin ortaklaştığı nokta bu kişileri tiksinç kötü adamlar olarak göstermek yerine havalı kötüler olarak göstermesidir. Mussolini dizisinde de aynı şekilde şiddetin estetik bir şekilde gösterilmesi o zalimliğin, faşist pratiklerin istemeden de olsa olumlanması söz konusu olmaktadır. Bunun sonucunda ise ister istemez kötülemek istedikleri rejimin propagandasını yapmaktadırlar. Dizideki sahneler, kullanılan müzikler faşistler üzerinde tiksinti oluşturmak yerine bu eylemlerin niş ve havalı olduğu algısını yaratmaktadır. Özellikle yeni kamusal alanda paylaşılan faşizm editleri gerçek görüntülerden çok dizilerdeki materyallerden oluşmaktadır. Bu örneğe Soysuzlar Çetesi filmindeki Hans Landa karakteri için tasarlanan video montajları da örnek verilebilir. Bu dizilerin estetik bir şekle soktukları faşizm dijital medyada hızlıca yayılma özelliğine sahiptir. Aslında bu yeni kamusal alanın özelliği ile de ilgilidir. Yeni kamusal alan her ne kadar bağımsız gazetecilik vb. şekilde ana akım medyanın sınırlarını aşabiliyorsa ana akım medyada yasaklı ya da zararlı olarak görülen görüşlerin kendilerini daha rahat ifade edeceği bir yer olmuştur. Sonuç olarak her ne kadar Mussolini dizisi “anti-faşist” bir dizi olsa da faşizmi ister istemez estetize etmektedir. “Make Italy Great Again”  mesajları da cabası.

-Utku Yılmaz

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.