Tazminat ve Adalet Sağlanmalı – Vijay Prashad (Çeviri: Gassan Doğan)

16.03.2026
54
Okuma Süresi: 14 dakika
A+
A-
Tazminat ve Adalet Sağlanmalı – Vijay Prashad (Çeviri: Gassan Doğan)

Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246

_____________________________________________________________________________________________________________

Sosyalist Kültür olarak, Tricontinental Araştırma Merkezi (Tricontinental Research Center)’nin yayımladığı 9. Haber Bülteninin Türkçe çevirisini okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. Marksist tarihçi Vijay Prashad tarafından kaleme alınan ve Sosyalist Kültür Çeviri Grubu Direktörü Gasssan Doğan tarafından İngilizceden çevrilen bu metinde ABD emperyalizmine karşı Küresel Güney ülkelerinin ulusal kurtuluşçu marksist mücadelesine dair gözlem ve taleplerini okuyacaksınız. Keyifli okumalar dileriz…

_____________________________________________________________________________________________________________

Küresel Güney’de yeni bir ruh hali yaygınlaşırken, ABD Dışişleri bakanı Marco Rubio geçtiğimiz günlerde Avrupa’yı sömürgeci geçmişini kabullenmeye ve komünist tehdide karşı Batı değerlerini savunmaya çağırdı.

Kwaku Yaro (Ghana), Stand by Me, 2022.

Sevgili dostlar,

Tricontinental: Sosyal Araştırma Enstitüsü’nden selamlar.

Tersine dönmüş bir dünyada yaşıyoruz. Zengin ülkelerin liderleri, eski sömürgeci güçler, emperyalizmin dilini yeniden canlandırmak, geçmişlerini övmek ve o mesihçiliği günümüzde tekrarlamak istiyorlar. Bu arada, yoksul ülkelerin halkları barış ve kalkınma için mücadele ediyor; aynı zamanda sömürgeciliğin suçları için özür ve o dönemde gerçekleştirilen yağmalamalar için tazminat talep ediyorlar. Halkın sloganı basit: ‘Adalet sağlanmalı’. Şu anda bir uğultu halinde olan bu ses, zamanla daha da yükselecek.

ABD’li yetkililer jeopolitik hakkında konuşmak üzere Avrupa’ya geldiklerinde, üst düzey Avrupalı yetkililer dikkatle dinliyor. Geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Avrupalıları “kendi yarattığımız” bir kriz olarak nitelendirdiği durumdan dolayı azarladı. Göç “sorununa” yeterince dikkat etmedikleri ve özel bir tür aşırı sağın yükselişiyle aşırı derecede ilgilendikleri için Avrupa demokrasisini azarladığı için küstahlık etmekle suçlandı.

The Guardian’dan Le Monde’a kadar Avrupa gazeteleri, Vance’i küstahlığı nedeniyle eleştirdi. Ancak, Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’tan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye kadar üst düzey liberal Avrupalı yetkililerin çoğu başlarını eğerek, Avrupa’nın ABD’nin belirlediği askeri harcama hedeflerini karşılamasının iyi olacağını söyledi. Bu militarizasyon çabası, aşırı sağa karşı sürekli bir teslimiyetle el ele gitti.

Bu yıl Münih Güvenlik Konferansı’na ABD’yi Dışişleri Bakanı Marco Rubio temsil etti. Rubio konuşmasında oldukça isabetli bir tarih dersi verdi:

‘‘İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden önceki beş yüzyıl boyunca Batı genişlemeye devam etmişti – misyonerleri, hacıları, askerleri ve kaşifleri kıyılarından akın akın okyanusları aşarak yeni kıtalara yerleşmiş, dünyaya yayılan devasa imparatorluklar kurmuştu. Ancak 1945’te, Kolomb döneminden bu yana ilk kez, Batı küçülmeye başlamıştı. Avrupa harabeye dönmüştü. Yarısı Demir Perde’nin arkasında yaşıyordu ve geri kalanı da yakında aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyordu. Büyük Batı imparatorlukları, tanrısız komünist devrimler ve dünyayı dönüştürecek ve önümüzdeki yıllarda haritanın geniş bir bölümünü kırmızı orak ve çekiçle kaplayacak olan sömürgecilik karşıtı ayaklanmaların da etkisiyle, geri dönüşü olmayan bir çöküşe girmişti.’’

Rubio’nun genel tarihsel yaklaşımı doğrudur. Avrupa sömürgeciliği, Amerika kıtasının fetih ve köleleştirilmeye açıldığı 1492 yılından itibaren, yaklaşık olarak yirminci yüzyılın ortalarına kadar yükselişteydi. Ardından, Sovyetler Birliği’nin önderliğinde ve Çin’de büyük bedeller ödenerek yürütülen Dünya Antifaşist Savaşı’nda faşizmin yenilgisinden sonra, Avrupa sömürgeciliği hem komünist hem de ulusal kurtuluş hareketlerinin hızlı yükselişiyle kenara itildi; Vietnam’da (1945), Çin’de (1949) ve Küba’da (1959) komünistler tüm zorluklara rağmen galip gelerek yoksul ülkelerde komünist deneyleri başlattılar.

María Magdalena Campos-Pons (Cuba), De las dos aguas (Of the Two Waters), 2007.

Rubio, Florida’nın Miami kentinde doğdu. Ailesi, Küba Devrimi’nden yaklaşık üç yıl önce, 1956’da Küba’yı terk etmişti. Rubio konuşmasında, kendisini tamamen Hıristiyan Avrupa’nın mirasçısı olarak gördüğünü, ebeveynlerinin Küba’sının zengin kültüründen hiçbir şey görmediğini açıkça belirtir – bu kültür, İber Yarımadası’ndan gelen Asturyalı, Galiçyalı ve Katalan göçmenlerin mirası kadar Afrika, Asya ve Amerika kıtasının yerli halklarının mirası üzerine de inşa edilmiştir. Küba Devrimi, plantasyon toplumunun eski ırkçı hiyerarşilerini kademeli olarak ortadan kaldırmayı ve eşit Küba vatandaşlarından oluşan bir toplum inşa etmeyi amaçladı. Rubio’nun nefret ettiği de işte bu tür bir dekolonizasyondur.

Rubio, sömürgecilikten kurtulma ve sosyalizm dönemlerinde, “birçok kişi Batı’nın hakimiyet çağının sona erdiğine ve geleceğimizin geçmişimizin soluk ve zayıf bir yankısı olmaya mahkum olduğuna inanmaya başladı” dedi. Ancak Atlantik dünyasının liderleri pes etmedi. “Öncülerimiz, bu çöküşün bir tercih meselesi olduğunu fark ettiler ve bu tercihi yapmayı reddettiler.”

Ihosvanny Cisneros (Angola), Riots and Rage, 2011.

Rubio’nun savunduğu gibi, bugün Batı’nın liderleri kararlı durmalı ve onun kaçınılmaz bir çöküş olarak sunduğu durumu reddetmeli, Batı değerlerini komünizme karşı savunmalı ve (ister Gazze’de ister Batı Yarımküre’de olsun) yeni sömürgecilik biçimlerine kendilerini adamalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ne tür bir Avrupa ile ittifak kurmak istiyor? Rubio’nun sözleriyle: “Gemileri keşfedilmemiş denizlere gönderen ve medeniyetimizi doğuran özgürlük yaratma ruhuna sahip bir Avrupa” – başka bir deyişle, emperyalist Amerika Birleşik Devletleri için sömürgeci bir Avrupa. Salondaki Avrupalı liderler Rubio’yu ayakta alkışlayarak karşıladılar. Amerika Birleşik Devletleri yanlarında askeri destek ve koruma sağladığı sürece, birkaç sömürge savaşından hiç rahatsızlık duymuyorlar. Rubio’nun konuşmasına öfke gösterilmedi, Batı şovenizmi ve sömürgeciliğinin bu kadar açık bir şekilde sergilenmesine de tepki gösterilmedi. Avrupa liderleri için, Avrupa’nın demokratik normlarını eleştirmek kabul edilemezken, Batı sömürgeciliğinin geri dönüşünü savunmak tamamen kabul edilebilir görünüyor.

Küresel Güney’de Afrika, Asya ve Latin Amerika halkları için egemenlik haklarını kullanma ve onurlu bir yaşam kurma yönünde yeni bir rüzgâr esmeye başlarken, Küresel Kuzey’in liderleri Kolomb Çağı’nı kutluyor ve o döneme geri dönülmesini coşkuyla destekliyor. Müzelerine dalmak, morriones (fatihlerin miğferleri) takmak, Lockheed Martin F-35 Lightning II savaş uçaklarına binmek ve Güney halklarını bombalamak istiyorlar. Bu, ABD’nin 3 Ocak 2026’da Venezuela’ya yaptıkları, Filistin’e yaptıkları ve Küba ile Sahel’e yapmak istedikleri şeydir. Yağmaladıkları hazinelerle inşa ettikleri muazzam bir askeri güce sahip olabilirler ve bu gücü insan nüfusunun büyük bir kısmına korku aşılamak için kullanabilirler, ancak asla saygı veya boyun eğme elde edemeyeceklerdir. Bu, Venezuela’nın egemenliğine yönelik bariz ihlale karşı dünya çapındaki tepkilerden, Küba Devrimi’ni boğma girişimleri karşısında insanların Küba’yı desteklemek için bir araya gelmesinden ve Filistin halkına yönelik devam eden soykırıma karşı bu gezegendeki hemen hemen her insanın öfkesinden açıkça anlaşılmaktadır.

Kelly Sinnapah Mary (Guadeloupe), Notebook of No Return, 2017.

2025 yılının Aralık ayında, Cezayir Parlamentosu’nun alt meclisi, 1830’dan 1962’ye kadar süren Fransız sömürgeciliğinin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ilan eden bir yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Cezayir hükümeti daha önce Afrika Birliği’nde (AU) bu konuyu gündeme getirmişti. AU, Şubat 2026’da 30 Kasım’ı “Afrika Şehitleri ve Transatlantik Köle Ticareti, Sömürgecilik ve Apartheid Kurbanlarına Saygı Günü” olarak ilan eden bir karar kabul etti; kararda “Afrika halkına karşı soykırım” olarak tanımlanan sömürgecilik suçları üzerine bir Uluslararası Konferans düzenlenmesi; ve “bu tarihi suçların uluslararası düzeyde tanınması ve telafi edilmesi” için çaba gösterilmesini öngörmüştür. Afrika Birliği(AU) toplantısında Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama, ülkesinin Mart 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Transatlantik Köle Ticaretini “insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç” olarak tanımlayan bir karar tasarısı sunacağını söyledi. Mahama, “Afrika kökenli tüm halklar bu günü bekliyordu” dedi. “Gerçekler gömülemez. Yasal temeller sağlam; ahlaki zorunluluk yadsınamaz.”

Akdeniz’in bir yakasında Küresel Kuzey, sömürgeciliği olumlu bir olgu olarak görüyor ve bunun geri dönüşünü savunurken, diğer yakada ise Küresel Güney, tarihsel gerçeklerle bunu sert bir dille eleştiriyor ve tazminat talep ediyor. Mahama’nın bu açıklamaları, Kwesi Pratt Jr.’ın Mahama’nın keskin bir önsöz yazdığı Reparations: History, Struggle, Politics, and Law (Tazminatlar: Tarih, Mücadele, Siyaset ve Hukuk) adlı kitabının yayınlanmasının ardından geldi. 2025 yılının Temmuz ayında Malabo’da (Ekvator Ginesi) düzenlenen AU zirvesinde tanıtılan ve Eylül 2025’te Akra’da yayınlanan kitapta Pratt, Küresel Kuzey’in Afrika halkına ödenmemiş ücretler için 2 ila 3 trilyon dolar, ödenmemiş sömürgeci sömürü için ise 4 ila 6 trilyon dolar borçlu olduğunu savunuyor. Bunların toplamı 6 ila 9 trilyon dolar arasında. En yüksek rakamla hesaplandığında, bu tutar Küresel Kuzey’in yıllık GSYİH’sinin onda biri kadardır ve Afrika kıtasının 1,5 trilyon dolarlık toplam dış borcundan çok daha fazladır (ki bu borç, en azından bir pişmanlık göstergesi olarak silinmelidir).

Maria Auxiliadora da Silva (Brazil), Parque de diversões (Theme Park), 1973.

Bu arada Karayipler’de, Antigua ve Barbuda Başbakanı Gaston Browne takım elbisesini çıkarıp bir bandana taktı ve “Gassy Dread” adıyla reggae yıldızı Gramps Morgan ile işbirliği yaparak Şubat 2026’da “Reparations” adlı single’ı çıkardı. Şarkının sözlerinden bazıları şöyle:

    Tazminat, adalet sağlanmalı

    Afrika ve Karayipler tek vücut olarak.

    Sadaka değil, onları cesurca ifşa etmek

    Emek ve altın için tazminat.

    Okyanusun ötesinde, topraklarından koparılmış,

    Ayaklarında zincirler, elinde kırbaç.

    Ama Jah’ın ışığı bizi fırtınadan geçirdi

    Şimdi adaletin yeni bir günü doğuyor.

    …

    Cesetleri, elmasları ve şeker kamışını yağmaladılar.

    Nesiller bu yükü ve acıyı taşıdı.

    Ama halk güçlü, hâlâ hayatta kalıyoruz.

    Şimdi adaletin gelme zamanı:

    Tazminat, adalet gelmeli.

Gerçekten de öyle. Başbakan Browne, şarkısının bağlantısını Marco Rubio’ya ve tüm Avrupa hükümet başkanlarına göndermeli. Rubio, gemileri ‘keşfedilmemiş denizlere’ gönderen sömürgeci ‘ruhu’ özlüyor. Ancak Küresel Güney halkları, o gemilerin ne taşıdığını – ve neyi aldığını – hatırlıyor. Eğer Atlantik dünyası ‘medeniyet’ten bahsetmek istiyorsa, tazminatla başlasın: gayrimeşru borçları iptal etsin, çalınan serveti iade etsin ve yüzyıllar süren sömürgeci yağma ve yeni-sömürgeci sömürü için tazminat ödesin. Sömürgeci cezasızlık dönemi sona erdi. Adalet sağlanmalı.

Sevgilerimle,

Vijay

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.