Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in
/home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line
246
Bir fotoğraf karesi bazen ciltler dolusu teorik metnin, manifestoların ya da iktisadi analizlerin anlatmaya çalıştığı hakikati tek bir saniyede yüzümüze çarpar. Önümüzde duran kare tam da böyle bir tarihsel belge: Yeşil çuhaya sarılı bir tabut tahtası ve ona alnını dayamış on üç yaşındaki Yaşar.
Burjuva medyası bu görüntüyü hemen pasifleştirici bir melodramın nesnesi haline getirdi; “yürekleri dağlayan veda”, “kaderin acı fıtratı” gibi sahte cilalarla işçi sınıfının öfkesini uyuşturmaya soyundu. Oysa o çocuğun titreyen omuzlarında donup kalan acı, münferit bir felaket değil; sermaye diktatörlüğünün doğrudan suç mahallidir.
Açık ve yalın konuşmak zorundayız: Yaşar’ın babası eceliyle ölmedi. Yerin yüzlerce metre altında; daha yüksek artık-değer, daha düşük maliyet ve azami kâr hırsı uğruna, devleti ve sermayedarıyla organize olmuş taşeron çarkı içinde katledildi. Havalandırma bacalarını kapatan, yaşam odalarını gereksiz birer “maliyet unsuru” sayan, işçinin hayatını kâr-zarar cetvellerinde birer istatistiğe indirgeyen piyasa mekanizmasıdır bu ölümün asli faili. Bir yanda villalarında servet istifleyen, mahkemelerce sırtı sıvazlanan maden baronları; diğer yanda babasının tabutuna başını dayamış kömür gözlü işçi çocukları… İşte uzlaşmaz sınıf çelişkisi tam olarak burada somutlaşmaktadır.
“Sosyalist Kültür”ün görevi, işçi sınıfına dönük bu saldırılar karşısında yalnızca yas tutmak ya da burjuvazinin timsah gözyaşlarına sığınmak değildir. Görevimiz; yası bilince, hüznü ise devrimci bir sınıf kinine dönüştürmektir. Sınıf kini; soyut bir düşmanlık değil, bu kanlı düzenin dinamiklerini berrakça kavramanın ve katillerin yakasına yapışacak örgütlü iradeyi kurmanın adıdır.
Ağlama Yaşar, gözlerini kurutma. O yaşlar bilince, o bilinç bu sömürü düzenini yerle bir edecek örgütlü proletaryanın çelikten yumruğuna dönecektir. Çünkü cellatların en çok korktuğu şey, ezilenlerin tüm bu karanlığa rağmen teslim olmaması, inadına yaşaması ve kavgayı büyütmesidir:
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
— Nâzım Hikmet (Yaşamaya Dair, 1947)