PROLETER ULUS KAVRAMINI YENİDEN DÜŞÜNMEK
Deprecated: str_contains(): Passing null to parameter #1 ($haystack) of type string is deprecated in /home/yari7514/public_html/sosyalistkultur.com/wp-includes/shortcodes.php on line 246
Proleter Ulus kavramı ilk İtalyan Sendikalistleri tarafından kullanılmaya başlanmış Leninizmdeki ezilen ulusa benzeyen bir kavram olmakla beraber 1970lerde Çin Komünist Partisindeki kuramcıların da kullandığı bir kavramdır. Günümüzde ise pek sık kullanılmamakla beraber günümüzde tekrar değerlendirilmesi gereken bir kavram olduğunu düşünmekteyim. Türk ulusunun yeni çerçeve yasa ile kuşatma altında olduğu aşikar. Emperyalizm, mikro-ırkçılık, aşiret, tarikat ve sermaye organik bir bütün haline gelmekte ve Türk ulusunu dil, din, ırk fark etmeksizin ezmektedir. Özal dönemi başlayan neoliberal reformlarla ülkenin büyük bir bölümünün mülksüzleştiği görünür olmakla beraber bazı demokratik devrim örneklerindeki gibi emekçi kesimlerin kendi burjuvazisi ile anlaşarak feodalizmi ile emperyalizmi ülkeden attığı dönem tamamen kapanmıştır. Burjuvazi bununla beraber tamamen bağımsız bir karaktere sahip olmuş ve ulus ötesi bir sömürgene dönüşmüştür. Gelişmiş ülkelerdeki burjuvazi işçilere sus payı verdiği gibi gelişmemiş ülkelerdeki feodal ve sömürücü sınıflarla işbirliği yaparak dış ülkelerdeki sömürüsünü daha da arttırmaktadır. Burjuvazinin taviz olarak verdiği sosyal devlet gibi şeyleri neoliberalizmle beraber geri almaya başlaması 2026 yılında Türkiye’nin geçirdiği yeni dönüşümle beraber proleter Ulus kavramının yeniden düşünülmesi gerekmektedir.
Türkiye burjuvazisi ile emperyalizmin Türkiye’ye biçtiği rolün bir Sünni-İslam emirliği olduğunu çerçeve yasa, Türkiye’ye gelen “göçmen” kitlelerin nereden geldiği ve Türk burjuvazisinin sermayeyi, nerelere ihraç ettiğinden anlayabiliriz. Türkiye’nin İslam ülkelerinden aldığı göçün ülkedeki İslam anlayışı ile demografiyi erozyona uğratması, göçmenlerin ucuz iş gücü olarak kullanılmaları Erdoğan’ın “Türk-Kürt-Arap“ ittifakı ile kurguladığı Sünni “ulus” inşasından başka bir şey değildir. Öcalan’ın “İdris-i Bitlis” ittifakı açıklaması geçen ay Nusayri kökenli yurttaşlarımızın sözde “gazeteci” tarafından canlı yayında hedef gösterilmesi Türkiye’nin iç siyasetinde nasıl bir değişime gidildiğini göstermektedir.
Türk ulusu gibi uluslar emperyalizm ve emperyalizmin dayattığı dönüşüme yönelik tepkisini kendi burjuvazisi ile ittifak yaparak püskürtemez aksine burjuvazi ve onunla ittifak yapan aşiret, tarikat, mikro-ırkçı çetelere ve onların iç siyasette giriştikleri Sünni “Ulus” inşasına karşı mücadele ederek belirli kazanımlar elde edebilir. Bu kazanımların ulaşması gereken noktanın ise Türkiye’ye özgü bir Sosyalizm olduğu aşikardır.
Son tahlilde şunu diyebiliriz. Türk ulusunun ezici bir çoğunluğu ya mülksüzdür ya da mülksüzleştirilmektedir ve en azından hayatta kalmak istiyorsa içteki sömürgenlere ve emperyalizme karşı sınıfsal bir mücadele yürütmek zorundadır. Bütün bunlardan yola çıkarak Proleter Ulus kavramını anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir çerçeve içinde kuramsallaştırabiliriz. Proleter Ulus kavramı aynı zamanda AKP’nin hegemonya araçlarıyla (diziler, basım-yayım, eğitim müfredatı) inşa etmeye çalıştığı Osmanoğlu’na kul olan “Türk” kavramına da destanlardaki insanüstü Türk kavramına karşı olarak Cumhuriyet’in eşit yurttaşı olan ve sıradan emekçinin merkeze alındığı Türk’ü koyar. Türk Kubilay Han’dan Ertuğrul’dan önce Türk işçidir, emekçidir. Ergenekon Destanında dağı eriten demirci, bir kahraman değil bir emekçidir. Günümüzde Türk ulusunun egemenliğini savunmak istiyorsak sınıf mücadelesini körüklemekten başka bir çaremiz bulunmamaktadır.
Sonuç olarak proleter ulus kavramını bir sınıf olumlaması olarak düşünmekten çok Türk ulusunun mevcut durumu üzerinden AKP iktidarı ve ortaklarının inşa etmek istediği yapıya karşı sınıfsal bir mücadele hattı olarak yeniden kavramsallaştırmamız gerektiğini düşünmekteyim. Kısaca Proleter Ulus hayatta kalmak için iç – dış kapitalizme, küreselleşmeye ve demografik işgale karşı iç ve dış sömürgenleriyle uzlaşmaz çelişkileri bulunan aynı dil, ülkü, toprak, kültür ve ekonomik yaşantıya sahip olan insanlar topluluğudur. Her ne kadar son dönemlerinde yanlış yöne sapmış olsa da Mihri Belli’den bu konu hakkında şu alıntı yapılabilir “Atatürk’ün en büyük çabası, genç kuşaklara Türk milli gururunu telkin etmek olmuştur. Milli gurur iyi şeydir. Milli gurur insanı sosyalizme götürür. En sağlam sosyalistler o yoldan gelmişlerdir sosyalizme. Bir adamda gerçek milli gurur varsa, korkma. Er geç temel ilkelerde birleşirsin onunla. Er geç dünyada Türk olarak başı dik yaşamanın, kapitalizmin dünya yüzünden silinmesi ile mümkün olabileceğinde anlaşılacaktır. Bunu kendimden bilirim. Bizim delikanlılığımızda biz ‘Bir Türk dünyaya bedeldir,’ ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sloganlarını ciddiye alan kuşaktık.” Atatürk’ün şu sözleri ise proleter Ulus tanımını kavramsallaştırmayı kolaylaştırabilir “Biz hayatını, bağımsızlığını korumak için çalışan emekçileriz, zavallı bir halkız. Ne olduğumuzu bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmak zorunda olan bir halkız! Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmakla bir hakkı elde ederiz. Yoksa sırt üstü yatmak ve hayatını çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur, hakkı yoktur!” Aynı şekilde Falih Rıfkı Atay da Türk ulusunu oluşturan kişilerin “renc erbabı”(emekçi) olduğundan bahsediyordu. Türk emekçisi meslek fark etmeksizin proleter ulusun bir parçası olduğu gibi eğer bir Türk olarak başı dik yaşamak istiyorsak bu kapitalizmin dünya üzerinden silinmesiyle mümkün olabilir.
Utku YILMAZ Yazdı…